Buradan güncel duyuruları görebilirsiniz. Bu mesajlar tek gösterimlik olup sağ taraftaki çarpı tuşuna basarak kapatabilirsiniz.

Efsaneler Ligi; Sekai no Rishu

Anime&Manga ile ilgili yazdıgınız hikayeleri, yazıları burada paylaşabilirsiniz.
Kullanıcı avatarı
Nero
Mesajlar: 380
Kayıt: 23 Eyl 2014 21:56
Cinsiyet: Erkek
Favori Anime: mssh

Re: Efsaneler Ligi

Mesaj gönderen Nero » 27 Nis 2015 22:46

Not: Merhaba beyler bayanlar malum bizimki ban yemiş bendende rica etti yazdığım bölümleri paylaşırmısın diye. İşte o bölüm.

7. Bölüm Amaç

"Baban mı? Nasıl yani, öz baban mı? Nasıl olur da bir oğlunu öldürüp, ötekisini sırf acı çeksin diye öylece bırakır." Soruyu hiddetle ve merakla soran Spyke'dı.
"Evet, sorunun cevabını bende bilmiyorum ama evet öz babam. Babamla 5-6 yıl öncesine kadar zaman geçirirdik sonra bir yere gideceğini duydum oradan sonra babam değişti ve daha nadir görüşmeye başladık. Annemle, arkadaşlarıyla kısacası tanıdığı herkesle arasındaki ilişki değişmişti babam sanki biraz tuhaf ve ruhsuzca davranıyordu. Son 3 senedir'de yani gittikten 2 sene sonra kadar bir daha hiç dönmedi, ta ki geçen haftaya kadar. Saldırıdan sadece bir kaç saat önce köye geldi. Evimize geldi, tuhaftı ama yemek yedik ve döneceğini söyleyerek çıktı, sözünü de tuttu, geri geldi. Birde hiç bir şey olmamış gibi en azından benimle birlikte yemek yediler dedi, şerefsiz."
Öz babasının böyle bir şey yapması herkesi şoke etmişti, bu kabul edilemez bir gerçekti. 2 gün gidecek yer aradıktan sonra yollarının üzerinde bir motel bulup dinlenmeye başlayabildiler.

...........[/b]

Spyke bir süre odanın ucunda oturduktan sonra, birbirleriyle konuşmakta olan arkadaşlarına doğru hareketlendi. Bu sırada.
"Kesinlikle intikamımı alacağım, bir gün çok güçlü olacağım ve o gün koruyamadığım annem ve küçük kardeşimin intikamını alacağım." Yaşadıklarından sonra tamamen aklını kemiren şey bu olmuştu istediği tek şey intikamdı. Ancak bu çocuğun geçmişiyle, bu hale gelmeden önce nasıl yaşadığıyla ilgili kimse bir şey bilmiyordu. Bunu anlatmamıştı ama aynı zamanda soranda olmamıştı.
"Sahi, Shinsen senin hakkında pek bir şey bilmiyoruz. Artık grubumuzda olduğunu düşünürsek, seni tanımak güzel olurdu." Diye Tokoyagi'ye kim olduğu ile ilgili soruyu sordu Nagako. Ağır adımlarla odanın diğer ucuna gelen Spyke koltuğun köşesine geçip biraz yayılarak oturdu.
"Sorman iyi oldu başka konu hakkında konuşmak daha iyi olacak, 19 yaşındayım, köyüm katledilmeden önce kardeşimle ve arkadaşlarımla oyun oynardık bazen annemle kasabaya gidip, alış-veriş yapardık dönerken kullandığımız bir yol vardı, tüm köyü görürdü, yeşil, sıcak ve insanlarla dolu köyümüzü izlemek harikaydı. Bazende kendim kendime vakit geçirirdim, elime geçen şeylerle gördüğüm her hedefi vurmayı denerdim, bu konuda iyiydim de. Sonra bu zevkimi daha sık yapmaya başladım, ta ki köyümüze saldırılana kadar."
Kawazaki "Gerçekten üzücü bir hikayen var." Dedi.
"Evet, ve hikayemi bu noktaya getiren adamın canını almadan asla gülmeyeceğim. İntikamımı alacağım, bu yüzden size katıldım." Haklıydı, babasına olan öfke ve intikam arzusu zaman geçtikçe büyüyordu Tokoyagi'nin.

Sözlerini duyduktan sonra Spyke ayağa kalktı ve Tokoyagi'nin yanına doğru yöneldi. Suratında bir ifade bile yoktu öylece Tokoyagi'ye bakıyordu bir süre sonra bu duruşunu bozdu ve kaşlarını çattı.
"İntikam istiyorum, bu yüzden size katıldım ha? Bak, başına gelenler ağırdı ve babandan intikam alma isteğini anlayabiliyorum ama bu sırf intikamın için bize katılacağına göz yumacağım anlamına gelmez. Hiç bir amacın olmadan, sadece intikamını alabilesin diye bize katılacaksan hiç durma git ve başka takıma katıl. Çünkü böyle yaparak hem kendi hayatını mahvediyorsun hemde inandığım şeyin üstünde leke bırakıyorsun. Davamın üstünde, intikamdan başka amacı olmayan kendi yolunu bile göremeyen birisine arkadaşım demem. Eğer sadece intikam için katılacaksan durma ama bu yolda kendi amacın ve inancın olacaksa seve seve sana arkadaşım derim."
Tokoyagi, Spyke'ın söylediklerinden sonra biraz kafasını açmaya ihtiyacı olduğunu söyleyerek, dışarı hava almaya çıktı. 2 saate yakın içeri girmedi bu sırada içerideyse sadece günlük konuşmalar yapılıyordu.
"Diğer elemanın nerede olduğunu bilmiyor musun?" Dedi Kawazaki
"Biliyorum, biliyorum. Ama babam sizden ve Miwa'dan başka sadece bir kişinin elemanın adını yazmış o'da ligin olacağı kasabadan biraz uzaklıkta yaşıyor. Bu demek oluyor ki, 5 kişiyi kendimiz bulacağız. Eğer Tokoyagi kalırsa, okçumuz olacak ve uzak dövüş konusunda bir kişi olacak. Ama daha mühür tipi, sezgisel tip bir kişi bile yok ve mühürcülerden en az 2 kişi istiyorum. Sizlerin ve Miwanın dışında, 1 mühür ustası daha 1 sezgisel tip 1 tanede dövüşçü bulacağım diğer ikisini düşünmedim. Ama buradan sonra gideceğimiz kasabalardan birinde mutlaka bir kaç dost edineceğiz." Bu sırada kapı açıldı ve Tokoyagi içeri girdi.

"Kararımı verdim, intikam almayı hala istiyorum ama artık daha iyi bir amacım var, dünyanın en iyi keskin nişancısı olmak. Sana ne istersen o şekilde dövüşürüm dedim ama, benim en iyi yaptığım şey ok atmak."
"Harika. Kararının böyle olmasına çok sevindim, keskin nişancımız zaten yoktu bu yüzden keskin nişancı olarak ve bildiğin işi yaparak bize daha çok yardımın dokunur. Sıradaki durağımız... Sıradaki kasaba olacak, hangisi olacağına karar vermedim daha."
"Dövüş konusunda da iyisindir umarım, keskin nişancılık çok önemli ama uzak mesafe dövüşçülerinin yakın dövüşte kötü olduklarını bildikleri için bu yönüne çalışacaklardır hep, bu yüzden bu yanını da geliştirmelisin. Tokoyagi, Nagako'nun sözlerine katılıyordu o'da bu açığına sürekli vuracaklarını farkındaydı ve başını salladı.
"Merak etme, ben, sana yetecek kadar dövüş öğretirim. Tabii bir dövüş ustası kadar çalışmazsın ama bir keskin nişancıya yetecek hatta artacak kadar, dövüşçü olacaksın merak etme."

Rotaları belli değildi ancak artık yeni bir arkadaşları daha vardı, grubun en uzun üyesi olarak boyu Spyke'dan 1-2 santim uzundu. Saçları grubun en koyusuydu, Kusogami kardeşlerin sarı, Kawazaki'nin kahverengi saçlarının yanında koyu siyah saçlara sahipti. Bir sonraki kasaba aslında çok uzakta değildi, kaldıkları motelin bir kaç km ötesindeydi, yürüyüş mesafesiyle yarım saatte sıradaki kasabaya vardılar.
"At almamız gerekiyor. Kesinlikle at alcağız, yürümekten bıktım çok sıkıcı. Sürekli yürüyerek bu yolu bitiremiyoruz, ve terzi sadece dördümüzde palto var gelecek diğer arkadaşlarımızı da diktirmeliyiz." Spyke yürümekten dert yanarken bir yandan da çayıyla birlikte söylediği köftesini bekliyordu.
"At iyi olur ama daha mühür ustamız yok ağabey, atları nerede tutacağız gittiğimiz her yerde atların kalabilecekleri yerlerden yok ve onları sadece dışarıya bağlarsak çalınabilirler bir mühür ustası onları güvende tutabilirler." Nagako doğru noktaya değinmişti tekrar hızını Tokoyagi kesti.
"Nasıl, mühür ustaları atlara ne yapabilir ki?" Kawazaki ayaklarını masanını köşesinden çekti ve bir bacağını ötekisinin üstüne koyarak konuşmaya başladı.
"Yapacağımız veya yaptıracağımız bir şeyi işini iyi yapan bir mühür ustası mühürleyerek yanımızda taşımamızı sağlayabilir."
"Bunu nasıl yapıyorlar, güzele benziyor."
"Evet harika olacak aslında. Yaptığımız ahırda sadece atlarımız değil diğer dostlarmız da kalabilir. Aynı zamanda bu motellerden de bıktım, bir tür baraka yapıp istediğimiz bir yerde kendi evimizde gibi kalabiliriz. Sen sormadan ben söyleyeyim, bu zor olacak tabii ama bildiğim kadarıyla yeteneği varsa bizim ve dostlarımız için baraka yapabilir bir mühür ustası, liderimizin dediği gibi ikinci mühür ustası da bize bu konuda çeşitlilik kazandıracak. Ha birde, nasıl taşıyacağımızı merak ediyorsan, baraka ve ahırın yapımı bittikten sonra, mühür ustası

Kullanıcı avatarı
Namarika2
Mesajlar: 404
Kayıt: 15 Ağu 2013 11:29
Cinsiyet: Erkek
Favori Manga: Fairy Tail / One Piece
Favori Anime: HSD Kenichi / One Piece / Naruto / Death Note / Attack on Titan / Yu-Gi-Oh
Konum: Doğunun incisi(Van)

Re: Efsaneler Ligi

Mesaj gönderen Namarika2 » 12 May 2015 11:26

Hikaye çok güzel gidiyor ama mühürler ve sezgicilerin sezgi yeteneğinden başka pek fantastik bir güç yok gibi sanki. Bir de hayvan çağırma var. En heyecanlı yerler oralar olacaktır kesin. Artık ilerde görürüz süper güçler falan. Çok güzel bir evren kurgulamışsın. Karakterler birden gelişmesin bence süper bir hikaye olacak. Fakat anlatım biraz akıcı olsa ve kimin ne söylediği biraz belli olsa -gerçi resim olmayınca bazen şaşırıyor insan- çok güzel olur onun dışında iyi. ''Benim annem daha Kasım ayında soba kurar.'' dediği yerde koptum yaa :woohoo:
Resim

Kullanıcı avatarı
Portgas D Ace
Mesajlar: 1487
Kayıt: 11 Ağu 2014 04:28
Cinsiyet: Erkek
Favori Manga: Naruto, One Piece, Slam Dunk, One Punch Man, Boku no Hero Academia, FSJ
Favori Anime: Naruto, Pokémon, One Piece, Tsubasa, Hunter x Hunter, One Punch Man, Katekyo Hitman Reborn, Boku no Hero Academia
Konum: İzmir

Re: Efsaneler Ligi

Mesaj gönderen Portgas D Ace » 12 May 2015 12:55

Kurgu ileride güç olarak zenginlik kazanacak tabii gruba hemen dahil edilmeyecek bu güçler, sindire sindire. Anlatım da artık yazdıkça gelişecek. Okuduğun ve yorumladığın için teşekkür ederim. 8. Bölümü de yazmaya başladım antrenman olmasa daha iyi olurdu hız bakımından ama akşam saatlerine en geç bitmiş olur.
Resim

Aranızdaki farklar çatışmaya değil, çok kültürlülüğe vesile olsun.
Resim

Resim

Kullanıcı avatarı
Portgas D Ace
Mesajlar: 1487
Kayıt: 11 Ağu 2014 04:28
Cinsiyet: Erkek
Favori Manga: Naruto, One Piece, Slam Dunk, One Punch Man, Boku no Hero Academia, FSJ
Favori Anime: Naruto, Pokémon, One Piece, Tsubasa, Hunter x Hunter, One Punch Man, Katekyo Hitman Reborn, Boku no Hero Academia
Konum: İzmir

Re: Efsaneler Ligi

Mesaj gönderen Portgas D Ace » 16 May 2015 16:28

8. Bölüm Marangoz ve Çırak

Marangoz arayan grup kasabanın batı yakasına vardıklarında dikkatlerini bir heykel çekmişti, işin tuhafı bir heykelde kasaba'ya doğu yakasından girerken görmüşlerdi fakat bu seferki, saçları yüzüne doğru uzanan bir erkekti.
Nagako: "Bu heykellerde neyi nesi acaba?" Kawazaki heykele doğru yöneldi ve önündeki yazıyı okudu.
Kawazaki: "30 yıl öncesine ait, eleman 20'li yaşlardaymış muhtemelen yaşıyordur hala, umarım görürüz onu." Maket ve ahşaplarının dikkatini çektiği bir marangozhane görürler ve içeriye yönelirler. İçeride yaşlıca bir adam vardı, siyah saçlarının neredeyse yarısına ak düşmüştü. Yaşlı adamla Spyke konuşmaya başladı.
Spyke: "Merhaba, kalacak yer ve ahır için neredeyse tüm kasabayı dolaştık ama açıkçası sizin ki kadar iyi işçilik görmedik. Bu yüzden bize kalacak yer ve ahır yapmanızı istiyoruz." Yaşı adam önce Spyke'ı sonra diğerlerine baktı.
Yaşlı Adam: "İltifatın için teşekkürler genç adam. Pekala, size ahır ve kalacak yer yaparım ama boyutlarını söylerseniz size fiyatını ve zamanını söylerim."
Spyke: "Ahırımız, 100 metre eninde ve 75 metre boyunda. Evimiz ise ikisi 80x80 diğer ikisi de 60x60 boyutlarında 4 oda, 120x120 boyutlarında bir salon ve 75x75 boyutlarında bir depo istiyorum. Büyük odalar için 3 küçükler için 2'şer yatak istiyorum." Yaşlı adam gözlerini Spke'tan çekti ve elindeki maketi oymaya devam etti.
Yaşlı Adam: Hmm, bakalım. Normalden daha iyi bir tarife uygulayacağım sizi sevdim, 700 lira ahır için isterim lüks eviniz için ise 8000 lira isterim. Ahır kolay ama asıl olay eviniz 2 aydan önce bitiremem." Spyke süreyi duyduktan sonra telaşlandı.
Spyke: "Hayır, olamaz paranın fazla bile olacağını düşünüyordum bu fiyat tahminimden de iyi ama süre çok uzun, bizim yeni arkadaşlar bulmamız ve lige katılmamız gerekiyor burada, hatta hiç bir yerde bu kadar zaman kaybedemeyiz." Yaşlı adam elindeki maketi bitirdi ve vitrine diğerlerinin yanına koydu, arkasını dönüp Spyke'a dikti gözlerini.
Yaşlı Adam: "Buralarda bu fiyatta ve bu sürede bitirecek başka marangoz yoktur. Lige katılacağınızı söylediniz, bundan emin misiniz? O lige yüzlerce, hayır binlerce katılım olur. Bir çoğu da diğer karşılaşmaları görünce vazgeçip girmez bile, çok güçlü rakiplerden oluşan çetin bir ligdir. Bu lige katılmak demek canınızı tehlikeye atmak ile aynı şey. Buna hazır mısınız?" Spkye yaşla adama doğru bir kaç adım atar.


Spyke: "Hayır değiliz! Biz ölmeye falan hazır değiliz, hepimizin hayalleri var ve hiç birimiz bu hayalleri gerçekleştirmeden ölmeye hazır da değil niyetli de! Lige gelince, zor olduğunu biliyorum. Bu yüzden takımımı bir önce toplayıp çalışmalara başlamak istiyoruz. Bu ligi kazanacağız. Çünkü günün birinde gelmiş geçmiş en iyiler olduğumuzda o ligi kazanamamış olmak bize yakışmaz." Yaşlı adam Spkye'ı pür dikkat dinler ve tebessüm eder. Bu sırada içeriye bir kız girer, 17 yaşında falan olmalıydı. Alımlı, iri göğüslü, kızıl uzun saçlı bir kızdı.
Kız: "Indigo-San! Mick amcanın siparişini teslim ettim." Kawazaki bir anda kulak kabartır ve.
Kawazaki: "Indigo mu? Sen o heykeli dikilen adam mısın?" Yaşlı adam, kıza teşekkür ettikten sonra.
Indigo-San: "Demek gördünüz, evet o benim geçmişte belli bir olaydan sonra dikildi o heykel." Nagako meraklanıp.
Nagako: "Hangi olay? Ve doğu girişinde bir kadın heykeli vardı oda kim?" Bu soru Indigo'nun hoşuna gider.
Indigo-San: "Merak ettin he? O kadın heykeli de aynı olaydan sonra dikildi ve şu gördüğünüz güzel kızın annesidir. İsmi Blumelle. Gördüğünüz kız ise annesi gibi mühür ustasıdır. Olaya gelince gerçekten uzun bir hikayedir. Dinlemek ister misiniz ki?" Spyke atılır.
Spyke: "Evet, hem merak ettik, hemde kasabada uzun süre kalacaksak, hakkında bir şeyler bilelim isteriz."
Indigo-San: "Merak etmeyin söylediğimden daha az burada kalacaksınız, sizin için daha sıkı çalışacağım ve en öne geçeceksiniz aynı zamanda ahırın yapımını çırağıma vereceğim, bu sayede ahırı bitirdikten sonra bana ev için yardım eder böylece 1 aya bitirebiliriz."
Millane: "20 gün, beni hafife alma usta! Ve kendini de. Alında 15 dakikadır buradayım, ne istediklerini duydum o ahır benim 5 günümü alır. Bu sana ahır için harcayacağın 2 günü kazandırır. Daha sonra 15 günde başladığın evi bitiririz. Zaten 5 güne iki büyük odanın birisini bitirmiş diğerini yarılamış olursun. Ben ilk gün yatakları ve küçük odalardan birisini bir kısmını bitiririm. Sende salona başlarsın. Ben odaları bitirdiğimde yarıladığın depoyu aynı gün bitiririz. Tahmin ettiğim hızla gidersek 15 günde bile bitebilir." Spkye şaşırıp kalır.


Spyke: "Bunların hepsini ne ara hesapladın. Gerçekten çok etkileyici, bunları hesaplamak benim en az 1 haftamı alırdı. Bize katıl!" Nagako iç geririr. Sonra gülümser. Indigo-san Spyke'ın omzuna dokunur ve kahkaha atar.
Indigo-san: "Evet Millane benim her şeyimdir, marangozluk ve mühür yetenekleri bir yana harika bir hesaplama uzmanıdır. Bu kadar zamanlık usta olmama rağmen onun kadar iyi tahmin yapamam. Eviniz ve ahırınız bittikten sonra size katılmasında bence bir sorun yok, zaten o dünyayı merak eder hep. Yalnız, o kabul etmedi ama etse bile size güvenmem gerekir, kişiliğinize güvendim ama gücünüz? Onu da görmem lazım." Millane içten içe hoşuna giden bu teklifi ilk etapta kabul etmek istediğini fark ettirmemeye karar verir.
Millane: "Henüz tekliflerini kabul etmedim. Ayrıca size neden katılayım?" Kolarını bağlar ve Spyke'a çevirir kafasını.


...........
Spyke: "Çünkü bizim mühür ustamız yok." Millane iç çeker.
Millane: "Senin açından değil lan! Benim açımdan neden." Spyke güler.
Spyke: Çünkü biz güçlüyüz. Millane tekrar iç çeker.
Millane: "Bu böyle olmayacak. Tam bir mankafasın, böyle bir lidere ihtiyacım yok sağ ol ama almayayım." Indigo-san aceleci davranma şeklinde bir hareket yapar. Ve ardından aniden elinin altındaki bıçağı tam Spyke'ın kafasına fırlatır. Spyke elini kılıcına atar ve kınından tamamen çıkartmadan bıçağı savuşturur.
Spyke: "Testi geçtim sanırım ha?" Kahkaha atar.
Indigo-san: "Benim için bir sorun yok, güçlü olduğuna, daha doğrusu iyi bir kılıç ustası olma potansiyelin olduğuna ikna oldum. Bunu anlamam için uzun testler veya seninle dövüşmeme gerek yok. Onun içinde uygunsa benim için uygun."
Millane: "Ne! Test bu mu? Hızlı bile atmadın bıçağı." Indigo-san tekrar gülümser.
Indigo-san: "Gerek yok, önemli olan savuşturması değil. Bir kılıç ustası olarak şunu söyleyebilirim. Daha kılcını tutup, kınından çektiği anda yetneğini fark ettim. Bu gözler bir çok şey gördü, inan bana. Bir adamın kılıcı tutuşundan bile sana yeteneğini söyleyebilirim. Senin yeteneğin analiz ve hesaplama konusundaysa benimki de bu." Tokoyagi, en başından beri duvara yaslandığı pozisyonunu bozar ve Indigo-san'a yönelir.
Tokoyagi: "Tamamdır! Şimdi buldum, siz şu efsaneye dönüşen kişilersiniz. Heykellerinizi görünce şüphelenmiştim ama bu yetenek sadece onda vardı." Nagako, Tokoyagi'ye bakar.
Nagako: "Efsane mi? Hangi taraf ve nereden biliyorsun."
Tokoyagi: "Tabii ki iyi taraf. Kötü birisi böyle konuşmaz. Kasabamdayken bazı kitaplar okurdum, ve Indigo ismine çokça rastladım. Diğer elemanları da önemliydi ama 3 isim öne çıkarı gruplarında o kadın Blumelle ve liderleri Blane. Zamanında efsaneye dönüşmüş bir gruptur, lonca kurmadan efsaneye dönüşen tek grupturlar. Bir çok yerde saygı gösterilir ve sevilirler." Indigo*san elini ensesine atar.
Indigo-san: "Duydun demek, evet belli bir olaydan bir süre sonra üçümüz bu kasabadan ayrıldık ve grup kurduk. Blane harika ve korkusuz bir liderdi, onun liderliğinde bir çok zafere imza attık ve zamanla adımız efsane olarak anılmaya başlandı." Kawazaki yeter artık diyecek gibi oldu.
Kawazaki: Indigo-san! Hikayeyi bekliyorum hala.
Indigo-san: Anlatacağım, her şey 30 yıl önce başladı. O gün. Aslında Blane'in adı bizden daha önce, o gün efsaneye dönüştü.
---30 Yıl Önce---
Resim

Aranızdaki farklar çatışmaya değil, çok kültürlülüğe vesile olsun.
Resim

Resim

Kullanıcı avatarı
Namarika2
Mesajlar: 404
Kayıt: 15 Ağu 2013 11:29
Cinsiyet: Erkek
Favori Manga: Fairy Tail / One Piece
Favori Anime: HSD Kenichi / One Piece / Naruto / Death Note / Attack on Titan / Yu-Gi-Oh
Konum: Doğunun incisi(Van)

Re: Efsaneler Ligi

Mesaj gönderen Namarika2 » 16 May 2015 19:11

Azizim, güzel yazmışsın eline sağlık. Hikayeyi bırakman gereken yeri biliyorsun haaa :laugh: Ayrıca bir grupta 2-3 mühürcü olması lazım demiştin heralde. O Yurihe cepte ama en son katılacak heralde. Milliane çok zeki. Analiz yeteneği iyi biri her takıma lazım zaten. :laugh: Sanırım o baştaki 17 yaşındaki alımlı, iri göğüslü, kızıl uzun saçlı bir kız... Yoksa o bu mu:
► Spoiler Göster
Tabi kılıç kullanmayan hali :D Direk aklıma bu geldi. :lol: Sanırım o kız da tayfaya katılacak(tayfa mı dedim. pardon grup olcaktı. :P ). Çünkü annesi bir efsane ve mühür ustası. Eğer o da katılacaksa grup neerdeyse tamam olur. Hem güzel de kız. Neyse bakalım ne olacak. Millane katılacak o kesin ama diğerini bilmem. Merakla bekliyoruz.
Resim

Kullanıcı avatarı
Portgas D Ace
Mesajlar: 1487
Kayıt: 11 Ağu 2014 04:28
Cinsiyet: Erkek
Favori Manga: Naruto, One Piece, Slam Dunk, One Punch Man, Boku no Hero Academia, FSJ
Favori Anime: Naruto, Pokémon, One Piece, Tsubasa, Hunter x Hunter, One Punch Man, Katekyo Hitman Reborn, Boku no Hero Academia
Konum: İzmir

Re: Efsaneler Ligi

Mesaj gönderen Portgas D Ace » 16 May 2015 19:32

Saç şekli göz rengi dışında kafamdaki karakter o evet :D. Bu arada takip edip özellikle yorum attığın için sağ ol. Oda sayılarıyla aslında grupta kaç kişi olacağını belli ettim.
Resim

Aranızdaki farklar çatışmaya değil, çok kültürlülüğe vesile olsun.
Resim

Resim

Kullanıcı avatarı
Portgas D Ace
Mesajlar: 1487
Kayıt: 11 Ağu 2014 04:28
Cinsiyet: Erkek
Favori Manga: Naruto, One Piece, Slam Dunk, One Punch Man, Boku no Hero Academia, FSJ
Favori Anime: Naruto, Pokémon, One Piece, Tsubasa, Hunter x Hunter, One Punch Man, Katekyo Hitman Reborn, Boku no Hero Academia
Konum: İzmir

Re: Efsaneler Ligi

Mesaj gönderen Portgas D Ace » 18 May 2015 04:35

9. Bölüm Serseri 20'li yaşların ortasında, dağınık kısa siyah saçlı, uzun boylu adam yolun ortasında öylece yürüyordu. Kasabanın Kuzey kısmında yaşadığı için diğer kısımlarına gitmeyi de çok severdi. Devamlı bir işi veya uğraşı yoktu kasabasındaki herkes tarafından bir serseri olarak görülürdü. Hatta ona bakanlar ailesine bile acırdı, böyle bir baş belası da olsa başlarından atamazlardı. Ailesi için de durum pek değişken değildi, uzun yıllar çalışması veya bir uğraş sahibi olması için çabalasalar da bu çabaları boşa giderdi. Onunla ilgilenen ve umudunu bir an olsun kaybetmeyen tek kişi amcası Korisaka idi. Genç adamda zamanını ya dolaşarak yada amcasıyla geçirirdi. En azından herkes tarafından bilinen buydu. Bu genç adamın adı Blane'di.
Blane her zaman olduğu gibi aylaklık yapıyordu, etrafında esnaflar, alış verişe çıkmış çiftler, arkadaşlar ona hep aynı gözle bakardı, değersiz bir hiç gibi. Blane bu sırada arkadaşı olmasa da, göz aşinalığı fazla olan Indigo'yu görür ve içinden gene "Sinir bozucu derecede ukala olmasına rağmen, bu kadar popüler olması sinirimi bozuyor." Diye iç geçirdi. Indigo ise onu her zamanki gibi boş gezen işe yaramaz birisi olarak görüyordu ve yürüyüşüne bile laf atıyordu.
Indigo: "Bir şey olmayı istemiyorsun da en azından yürümeyi dene. Yada hiç bozma, sen olmadan gülebilecek kimse olmuyor buralarda."
Blane: "Kendi işine bak Indigo! Ve bana bulaşmaman konusununda yüz kez konuştuk. Diğerlerinin yaptığını yap ve benle muhatap bile olma." Blane'in hiç arkadaşı yoktu kasabada, okulu bile bu şekilde bitirmişti. Ancak bu onu gerçekten etkilemiyordu, mutlu olması için, eğlenmesi için, hedefleri için arkadaşa ihtiyacı olmadığını düşünüyordu. Zaten kimse onunla bu yakınlığı kurmuyordu. Indigo arkasından son bir kez daha alay ettikten sonra, yanında duran bir kızı yemeğe davet edip gider. Blane biraz duraksadıktan sonra amcasının yanına gitmeye karar verir ve yoluna bu şekilde devam eder. Indigo için, Blane boş gezen bir işe yaramazsa, Blane içinde Indigo aylak bir züppeydi. Indigo'da onun gibi çalışmazdı ancak ailesinin varlıklı olması ve bir kılıç ustası olması ve bu uğurda çalışması sebebiyle etraftaki en popüler kişilerdendi.

Bir süre yürüdükten sonra, bahçeli 2 katlı bir evin kapısından içeri girip kapıyı çaldı. Kapıyı 2 sefer 3. kez tıklatmasının ardından amcası gelip kapıyı açtı.
Blane: "Merhaba amca." Diye selam verdikten sonra hızlıca salona geçip kanepenin köşesine oturdu.
Korisaka: "Hoş geldin, Blane. Bugün çalışma yaptın mı? Yapmadıysan bugün birlikte çalışalım, hem bende paslanmamış olurum." Yeğeniyle birlikte vakit geçirmeyi sevdiği belliydi. Bir bakıma o'da ailesi tarafından pek takdir görmezdi hele hele Blane'in ona benzemesi tamamen onun suçu olarak görülmüş ve ailesiyle olan zayıf bağları iyice kopmuştu.
Blane: "Hayır henüz yapmadım, ama birlikte çalışma fikri harika. Hatta hemen çalışmaya başlayalım!" Dedikten hemen sonra yan odaya geçip, halının altında duran kapağı açtı ve içeriye girdi.
Burası Blane'in antrenman yaptığı ikinci yeriydi, kasabanın güney tarafındaki dağda çalışmadığı günlerde burada amcasıyla çalışırdı. Açılan yer, yer altında 2-3 evin kaplayacağı alanda büyüklükteydi ve ağırlık çalışmak için aletler, bacak kuvvetini arttırmak için duvara monte ettikleri aletler vardı. Duvarların köşelerinde havalandırmalar, mavi duvarların altında yarısı beton, yarısı tahtadan oluşan zemin vardı. Amcasıyla uzun süre antrenman yaptıktan sonra yukarı çıkıp, aileleri ve Blane hayali hakkında konuştu.
Korisaka: "Senin başarısız birisi gibi görmelerini aldırma. Her gece yatarken, kendi kendine "Ben iyiyim." diyebiliyorsan o zaman korkulacak hiç bir şey olmaz. Doğru yoldasın ve devam etmen gerekiyor demektir. Ben hayallerimi sadece ligin kapısına kadar götürebildim. Girdiğim grupta kimseyle anlaşamadım. Ama sen umarım hayallerin için, iyi arkadaşlar edinip ileriye doğru gidebilirsin." Diyerek yeğenini cesaretlendirmeye ve ailesinin sürekli bozduğu moralini düzeltmek istiyordu.
Blane: "Evet, kesinlikle bir gün hayalimi gerçekleştirip adımın hiç duymadığım yerlerde bile yankılanmasını sağlayacağım! Ama amca sen çok güçlüsün, benden çok daha. Senin başaramadığın bir hayali nasıl başarırım. Hayalimi gerçekleştirmek için lige katılmaya veya dost edinmeye de ihtiyacım yok. Bunu tek başıma daha iyi yaparım." Korisaka gülümser ve Blane'in sırtına 2 kez vurduktan sonra sıvazlar.
Korisaka: "Dinle Blane. Senden güçlü olmam doğal, senin yaşından fazla zamandır eğitim yapıyorum ben, 35 yaşındayım, 12 yaşımdan bugüne neredeyse durmadan çalıştım. Ama benim daha fazla güçlü olamama sebebim, amacımın olmayışından çok, arkadaşımın olmamasıydı. Yakınlık kurabileceğim, kötüye gittiğimde uyarabilecek veya birlikte çalışacağım arkadaşlarım olmadı. Lige katılacağım zaman bile, gerekli olduğu için bir gruba girdim. Ama bunların hepsi bir hataydı, arkadaşın olmadan bir şeyleri başarmana imkan yok,gerektiğinde canını bile vererek koruyabileceğin, çok seveceğin arkadaşların olmalı. Başka türlü mutlu olmana veya başarılı olmana imkan yok." Blane bir süre amcasına baktıktan sonra, arkadaşları abartıyorsun, onlara ihtiyacım olmayacağını göstereceğim, hem benim yanımda amcam var deyip çıktı. Blane'in kendisini sevmesi ve konuşması hoşuna gidip gülse de arkadaş kavramında düşündükleri hakkında endişeliydi.

Aradan geçen 3 gün boyunca amcasının yanına uğramayan Blane, tek başına yaptığı bu antrenmanı bitirdikten sonra yanına gidecekti. Amcasının arkadaşlar hakkında söyledikleri kafasını kurcalamış ve bu konuyu amcasıyla konuşmak istiyordu. Ancak kasabadan yükselen sesler antrenmanını yarıda kesip kasabanın kuzeyine yakın olan merkezine neden oldu. Merkeze geldiğinde kasabanın doğu ve batı kısımlarından da seslerin yükseldiğini fark eder. Bu sırada, iyi giyimli, sarı saçlı kirli sakallı güzel görünümlü 40 yaşının üstünde yabancı birisi, pis pis güldükten sonra "Aranızda başka erkek yok mu? Bir tek bu mu karşıma çıkma cesareti gösterecekti yani? Resmen hayal kırıklığısınız." Diye bağırıp dikkatini çekti. Boyu en azından 1.90'dı ve yaşına göre hayli formda görünüyordu.
Blane: "Kimsin lan sen? Ve kasabama ne yapıyorsun? Çek git buradan, yoksa kötü olur." Blane'in çıkışması üzerine adam, sırıtır ve "Sonunda bir erkek daha çıktı karşıma çıkabilecek. Ama genç adam, alınma ama deminki herif kadar güçlü görünmüyorsun ve "kasabanın" sakinleri onun karşıma çıktığındaki gibi suratlarında benim saldırı yaparken ki ifadelerinden çok farklı bir ifade yok. Anlaşılan seni de sevmiyorlar." Dedi. Blane, meydan okuyanın kim olduğunu merak ederken, yerde yatan mavi saçı, kalıplı üstü parçalanmış, pantalonunun iki paçasında yarıya kadar yırtılmış olan, bu adamın amcası olduğunu anlar. Anında bembeyaz kesilir ve gözlerinden yaşlar süzülür. Karşısındaki herif gözlerine baktıktan sonra "Anlıyorum, demek tanıdığın birisiydi aslında ben insanları sevmem ama bu herifi sevdim hem bana yaklaşık 2 saatlik bir dövüş hizmeti sundu hemde cesur insanları severim."
Blane: "Piç! Sevmek bunu neresinde vahşice öldürmüşsün onu." Dedi ve adam "Severim dedim, bağışlarım demedim sevmemin tek sebebi de dövüşecek olmaları. Diğer türlü direnmeyenleri katledince zevk almıyorum, çok almıyorum yani. Bu herifle karşılaşmasam en az 100 kişiyi katlederdim aslında ama dediğim gibi, zevk dövüşerek yapmakta. Aynı gösteriyi sun bana genç adam, adım Shun bunu bilerek ölmeyi hak ediyorsun ve cesaretinin ödülü olarak sana, doğu ve batı'dan gelen seslerin oğullarım, Shingeki ve Shungaki'nin sebep olduğunu söyleyeceğim. Bu katledeceğimiz 12. kasaba olacak." Der ve parmaklarını kütletir.
Blane: Şerefine soktuğum! Amcamın intikamını alacağım ve seni geberteceğim!

1 Saat önce[/b]

"Batı Kısmı"
Indigo: "Peki, Shingeki buraya kadar canına okuyacağım! Ama bir şeyi merak ettim, madem katlettiğiniz kasabaları haraca bağlayacaksınız, neden bu kadar insanı öldürüyorsunuz, sonuçta ne kadar insan olursa o kadar para kazanırsınız." Karşısında duran adamla yaşıt olmasına rağmen ondan en az 15 cm kısaydı kasabanın en uzunlarından birisi olan Indigo, adam en azından 2 metre boyunda ve hayli iriydi geri kalan fiziksel özellikleri babasından bir kaç genç ve sert görünümlü haliydi.
Shingeki: Çünkü zevkli ve tecrübe diyelim. İlk katlettiğimiz kasabada insanların bir kısmını öldürdük ama bu kasabalıların parayı vermeyi reddetmelerine bir süre sonra da olsa isyan çıkarmalarına neden oldu. Bizde oradan sonra daha fazla insan öldürmeye ve iyice vahşileşmeye başladık, o saatten sonra bize kimse baş kaldıramadı." Sözleri Indigo'yu öyle bir tahrik etmişti ki, kılıcına davranmadan hızlı bir şekilde tüm kuvvetiyle karnına yumruk attı.

"Doğu Kısmı"

Blumelle: "Sen Shungaki olmalısın, baban ve ikizinin aksine uzun değilsin ve daha çelimsizsin. Sizi çok duydum, gözünüze kestirdiğiniz kasabayı yağmalayıp haraca bağlıyorsunuz bu sayede adınızı bir çok yere duyurdunuz. Bunu 3 kişiyle yapıyor oluşunuz sizi epey popüler yapıyor." Blumelle ne zayıf ne şişman bir kadındı, her şeyi standart ölçülerdeydi, gözleri kahverengi, boyu ne uzun ne kısa standarttı, saçları kahverengi idi ve onu sevimli kılacak kocaman gözleri veya seksi yapacak kocaman göğüsleri yoktu, onun sıra dışı olan şeyi zekası ve keskin nişancılık'ta olan yetenekleriydi.
Shungaki: "Hey! Ben 1.80'im onlar kadar uzun olmasam da kısa değilim. Ayrıca ikisinin aksine çelimsiz olsam da onlardan daha hızlıyımdır."
Blumelle: "Göreceğiz, hızını. Bakalım hangimiz daha yetenekli." Der ve mızrağını çıkartır.
Resim

Aranızdaki farklar çatışmaya değil, çok kültürlülüğe vesile olsun.
Resim

Resim

Kullanıcı avatarı
Namarika2
Mesajlar: 404
Kayıt: 15 Ağu 2013 11:29
Cinsiyet: Erkek
Favori Manga: Fairy Tail / One Piece
Favori Anime: HSD Kenichi / One Piece / Naruto / Death Note / Attack on Titan / Yu-Gi-Oh
Konum: Doğunun incisi(Van)

Re: Efsaneler Ligi

Mesaj gönderen Namarika2 » 18 May 2015 10:43

Noluyor ya..
Dur dur durr... One minutie
Sonunda aksiyon başladı. Oy oy oy sabırsızlandım şimdi. :onionhead088.gif:
O üçü hiç şüphesiz bu olayda efsane oldular. Efsanevi sanninler. :laugh:
Ama amcasının yenemediği kişiyi o nasıl yenecek ki? Ondan daha güçsüzdü.
Dövüşleri sabırsızlıkla bekliyorum hadi bakalım.
Resim

Kullanıcı avatarı
Portgas D Ace
Mesajlar: 1487
Kayıt: 11 Ağu 2014 04:28
Cinsiyet: Erkek
Favori Manga: Naruto, One Piece, Slam Dunk, One Punch Man, Boku no Hero Academia, FSJ
Favori Anime: Naruto, Pokémon, One Piece, Tsubasa, Hunter x Hunter, One Punch Man, Katekyo Hitman Reborn, Boku no Hero Academia
Konum: İzmir

Re: Efsaneler Ligi

Mesaj gönderen Portgas D Ace » 19 May 2015 13:40

10. Bölüm Direniş Kasabalarına yapılan saldırı sonucu Blumelle ve Indigo saldıranların karşısına dikilmiş ve kasabalarını korumak için her şeylerini ortaya koyacaklardı.


Blumelle mızrağı ile birlikte Shungaki'ye saldırmaya başladığı anda Shungaki ani bir hareketle bulunduğu yerden 15 metre sağa doğru hareketlendi. Blumelle hızlı olmasını tahmin etse de bu kadarını beklemiyordu. Blumelle mızrağını savurup savunma pozisyonuna geçti, rakibinin hızına karşı şimdiden bir strateji yapmayı planlıyordu. Ancak Shungaki buna izin vermeden gene hani bir hareketle Blumelle'nin yanına gelip, tek eliyle mızrağını yakaladı ve kendini havaya kaldırdığı anda Blumelle'nin sol omzunun üstüne sert bir tekme attı. Blumelle tekmenin şiddetine karşı koyamadı ve yanındaki marketin duvarına çarparak durdu. İlk tekmesinin şiddetiyle biraz şok olsa'da yerden kalkması uzun sürmedi. Shungaki: "Söylediğim gibi güçsüz değilim, sen diğerlerinden farklı olarak sadece birazcık daha fazla dayanabilirsin ama fazlası için ümitlenme." Dese de Blumelle ne söylediğine cevap verdi ne de bu sözlerin dikkatini dağıtmasına izin vermedi, kısa bir süre düşündükten sonra aklına hızlı olsa da sert bir tekme attığını bunun içinde güç topladığını fark etti. Shungaki hızlı olabilirdi ama çelimsiz olduğundan dolayı rastgele tekmeleri sert olamazdı bunun için vurmadan önce ayağına güç topluyordu. İçi biraz rahatlasa da bunu avantajına nasıl çevireceğini bilmiyordu, mızrağını ona karşı yakın dövüşte kullanmanın yolunu düşünüyordu, keskin nişancı olsa da rakibinin bu hızıyla ne dövüşü uzakta bırakırdı nede kolay bir hedef olurdu. Shungaki: "Sen fazla düşünüyorsun ama!" Dedikten sonra tekrar hızla koşup, yerden eliyle destek alarak Blumelle'ye bir tekme daha attı, bu seferki karnını sağ tarafına gelmişti. Yere düştükten sonra, tekrar peşinden koşup, Blumelle'nin sağında duran evin penceresine tutunarak iki ayağıyla karnına doğru sert bir tekme daha attı.


Blumelle yediği darbelerden sonra tekrar, güçlükle ayağa kalkabildi ancak bir şeyi daha fark etmek üzereydi, Shungaki bir tekme daha atacakken sürekli olarak destek aldığını fark etti. İlk vuruşunda mızraktan, ikincisinde yerden ve üçüncüsünde'de evin penceresinden destek almıştı şimdide omuzlarına tutunup vurmayı deniyordu. Mızrağın sivri tarafıyla vuracak vakti bulamasa da ilk olarak sol koluna, daha sonra sağ koluna mızrakla vurdu tam bitirici hamlesini yaptığı sırada mızrağı yere saplandı, Shungaki daha Blumelle mızrağını kaldırdığı anda yerden kaçmıştı. Bu şekilde ona zarar veremeyeceğini anlayınca bir süre oynamaya karar verdi, uzun süre boyunca yanına yaklaşmasına izin verip saldırıları mızrağı ile savuşturdu sadece 40 dakikanın sonunda düşüncelerinde haklı çıktı. Shungaki her saldırısında hem hız hem fiziksel kuvvet harcadığı için yoruluyor saldırıları yavaşlamaya ve güçsüzleşmeye başlıyordu. Blumelle son bir saldırı yapması için konumunu aldı ve bu kez yerden desteği aldığı sırada etrafında dönerek, Shungakinin arkasına geçti bunun son fırsatı olabileceğini farkındaydı zira hareket etmese de güç harcadığı için ve aldığı bir kaç darbeden dolayı sınırna ulaşmıştı. Shungaki'nin destek aldığı kollarından birisine tekme attıktan sonra mızrağını boğazına dayadı. Shungaki: "Sürtük! Hepsi bir tuzaktı demek." Dedi, Blumelle gözlerine kesin ve sert bir ifade takarak cevap verdi. Blumelle: "Sonunda fark ettin, iyi ki geri zekalıymışsın eğer biraz düşünen birisi olsaydın beni yenebilirdin, ama saldırıların sonuçsuz kalınca öyle hırslanıyorsun ki düşünmüyorsun bile. Bu kadar insanın canını vahşice aldığını bildiğimden birazcık bile vicdanım sızlamıyor, geber!" Der ve mızrağı boğazına saplar.


"Batı Tarafı"

Tekmeyi yedikten sonra aniden toparlanan Shingeki, kılcını eline atar ve kınından çeker.
Indigo: "Demek kılıç ustasısın ha, 5 dakika." Shingeki kaşlarını biraz çatar, söylediklerine anlam veremez.
Shingeki: "Ne diyorsun be! 5 dakika'da ne?" Indigo kısa bir süre tebessüm ettikten sonra kaşlarını tamamen çatar ve elini kılıcının sapına götürür.
Indigo: "Seni yenmem için gereken süre." Shingeki bir anda çok sinirlenir, züppe diye bağırdıktan sonra tüm hışmıyla Indigoya doğru kılıç savurur Indigo ilk ve sonraki saldırısını sorunsuz bir şekilde atlattıktan sonra, kılıcıyla bir hamle yapıp fake atar ve bunu tekmeye dönüştürür.
Indigo: "Kılıç ustalığın benim kadar iyi değil! Ven ben senden farklı olarak, yumruklarımı ve tekmelerimi kullanabiliyorum boyum senin kadar değil ama içi boş değil! Bu yüzden en fazla 5 dakikada yenerim seni."
Shingeki: "Seni pislik! Senin gibi kaç tanesini mezara gönderdim ben biliyor musun?! Burayı da sana mezar yapacağım, iyi tarafından bakarsan kendi kasabanda gebereceksin!" Indigo bir süre boş boş baktıktan sonra, umursamaz bir tavırla.
Indigo: "Allah aşkına kaç tane öldürdün? Sen zavallının tekisin, karşına çıkan en fazla 2 tane iyi rakip vardır onların dışında saldırdığınız yerlerde asıl işi babanın gördüğü herkes tarafından bilinen bir şey." Shingeki iyice tahrik olsa da içinden Indigo'nun haklı olduğunu biliyordu, korkan insanları kesmek dışında en fazla 10 kere dövüşmüştü ve girdikleri her kasabada güçsüz tarafa ya kardeşiyle saldırırdı yada güçsüz taraflara yayılırlardı.

Shingeki biraz öfkelendikten sonra, Indigo'ya daha düzgün ve güçlü saldırılar yapmaya başlar. Bir süre bu şekilde saldırdıktan sonra, dinlenmek için geriye doğru bir adım attı. Biraz soluklandıktan sonra tekrar saldırı pozisyonuna geçti, Indigo rakibinin değişen saldırıları sonrasında sadece savunma yapmaya fırsat bulabiliyordu, Shingeki ise dövüşte iyice sona yaklaştığını fark etmişti. Aradan yarım saat geçtikten sonra her ikisi de güçten düşmüş iyice zayıf eforlar sarf ediyordu. Shingeki üstünlüğün elinde olmasını fırsat bilerek son bir sağlam saldırı yaparak bu işi bitirmeyi hedefliyordu, Indigo'nun ise sadece konuşmayı bilen bir süprüntü olduğunu düşünüyordu. İyice gücüne konsantre olduktan sonra, kuvvetli bir sıçrayış yaparak tüm gücüyle Indigo'nun savuşturamayacağı bir saldırı yapar.

Ancak bu saldırı Indigo'yu sarsmamıştır bile kolaylıkla savuşturur saldırıyı. Bu Shingeki'nin de dikkatinin çeker.
Shingeki: "Şerefsiz! Benimle oyun oynuyordun he, aslında hiç bir zaman güçten düşmedin, istediğin anda üstünlüğü ele geçirirdin, peki neden beni söylediğin süre içinde öldürmedin?" Indigo bitirici saldırısını yapmaya hazırlandıktan sonra.
Indigo: "Çünkü daha zevkli." Dedikten sonra kılıcının sapıyla Shingeki'nin ağzına sert bir şekilde vurarak yere düşürür ve kılıcını boğazına dayar.
Indigo: "Düşündümde, seni 5 dakikada öldürmek havalı olurdu ama kazandığını düşündüğün anda umutlarını yıkıp, böcek gibi ezmek o insanların intikamını az da olsa alırdı. Şimdi, geber." Dedikten sonra kafasını gövdesinden ayırır.

"Şimdi Kasaba Merkezi"

Kavgaları bittikten sonra her ikisi'de hızla şehir merkezine gitmeye çalışırlar ve tam Korisaka öldüğü sırada ancak merkezi görür halde olurlar. Yetişmeye çalıştıkları sırada Blane gelir. Indigo, Blane için ilk defa üzülse de geç kalması yüzünden onu suçlar. Blumelle ise biraz daha mantıklı düşünür ve kendi gözlemlerine göre kasabanın en iyisinin yenemediği birisini nasıl yenecekleri konusunda dehşete kapılır, strateji kurmak için Indigo'nun yanına gidip konuşsa da Indigo kendini beğenmiş bir tavırla, ben hallederim deyip dövüşün ortasına atlayınca Blumelle de peşinden gelir.

Shun: "Demek arkadaşlarında var, sanırım bir kaç dakika daha eğleneceğim." Bir kahkaha daha atar.
Blane: "Şu pis kahkahanı atma! Kötü adamdan çok, ucuz fahişelere benziyor. Ve siz! Bu benim kavgam sakın karışmayın! Ondan intikamımı tek başıma almama izin verin." Indigo itiraz etmek istese de, Blumelle anlayışlı davranır ve Indigo'yu karışmamasına ikna eder.
Indigo: "Peki tamam, ama gebermesen bile ezik gibi dövüşürsen yerini alırım." Blane onaylar ve başını sallar ve ekler.
Blane: "Bu konuda endişelenme, ona karşı kaybedemem bu yüzden yerimi alamayacaksın."
Shun: "Bence, burada oyalanacağınıza doğu ve batıya gidin oraları istila ediyor onları en azından oyalayın." Indigo kılıcını çekerek kanı gösterir.
Indigo: "Oğlun Shungaki'ye ait kafasını koparırken bulaştı." Blumelle ise mızrağının ucunu göstererek gülümser.
Shun: "Oğullarım! Lanet pislikler geberteceğim sizi!" Der ve hızlı bir hareketle Indigoya doğru tekme savurur, tekmesini Blane kendi tekmesiyle savuşturur ve rakibin benim diye işaret yapar.
Shun: "Peki, öyle olsun seni gebertince onları daha önce yapmadığım kadar vahşice öldürürüm."
Resim

Aranızdaki farklar çatışmaya değil, çok kültürlülüğe vesile olsun.
Resim

Resim

Kullanıcı avatarı
Portgas D Ace
Mesajlar: 1487
Kayıt: 11 Ağu 2014 04:28
Cinsiyet: Erkek
Favori Manga: Naruto, One Piece, Slam Dunk, One Punch Man, Boku no Hero Academia, FSJ
Favori Anime: Naruto, Pokémon, One Piece, Tsubasa, Hunter x Hunter, One Punch Man, Katekyo Hitman Reborn, Boku no Hero Academia
Konum: İzmir

Re: Efsaneler Ligi

Mesaj gönderen Portgas D Ace » 02 Haz 2015 19:20

11. Bölüm Blane'in Azmi! Köyünü Kurtaran Büyük Kahraman Dövüş kızıştığında, yaşlı adam evlatlarının acısının verdiği öfkeyle Blane'e saldırıyordu. Blane saldırılara güç bela karşı koyabiliyordu, gardını alacak saldırı yapacak fırsatı henüz bulamamıştı.
Shun: "Ne oldu? Toparlanamıyorsun sanki. Beni gerçekten kızdırdı arkadaşların canlarımı öldürdü!" Tekrar öfkelenen adam, yerden kalkmakta olan Blane'in suratını hızla bir tekme atar. Suratını büzüştürdükten sonra, suratına basar ve bastırır.
Shun: "Daha değil, henüz ölmeyeceksin ama şu saldırımı bir tat, bu özel!" Geriye doğru açılır, sağ ayağını bir adım geriye alır gözlerini kapattığında vücudundan yeşil ışık çıkar Blane'in etrafında hızla hareket etmeye başlar. Hareket halindeyken yeşil ışık takip ederken yerinde durduğunda ışık takip etmeyi bırakır.
Shun: "Işığı merak etmiş olmalısın, herkeste bulunmaz bu güç. Senin aksine amcana karşı zorlandığımdan dolayı kullanmıştım, ama açmak biraz zorluyor insanı canını acıtıyor yani ama bir kaç dakikalığına, kazandırdığı güçlere bakınca bunun çokta önemi yok. Ben 1. seviyedeyim bildiğim kadarıyla 4 seviye var, genede 3. seviye çok nadirdir 4. seviyeyi açanı ise, ne gördüm ne duydum. O yüzden 1. seviyede olsa benim gücüm kıymetli ve çok değerli nadir insanların nadiren açtığı bir güçtür. Benim seviyem gücümü, hızımı, savunmamı, görüş kabiliyetimi vücut kapasitemi 4'e katlıyor artı olarak müthiş bir sıçrama yetisi oluyor insanda olduğum yerden 15 metre zıplıyorum düşün." Adamın gücü gerçekten dehşet vericiydi, bu gücün sınırları normal vücudun çok ötesindeydi, daha 1. seviyedeki etkileri normal vücudun çok ötesindeydi açıldığı zaman acı verse de kapandıktan sonra vücudu olan tek etkisi, dövüş sırasında aldığı darbelerin acısıydı. Savunmasını güçlendirse'de, acıyı hissetmesini de azalttığı için normal vücutta etkisi çıkıyordu. Ancak Blane'in işi adrenalin modu kullanmadan bile yenemediği bir adamı bu modda, zaten savunması güçlenmişken birde acıyı az hissedecek olması onun için bu dövüşü kazanmayı imkansız kılıyordu.

Tekrar hareket etmeye başlayan adam, etrafta zıplayarak her sıçrayışın da, Blane'e yumruklar atıyordu. Durup sırıtmaya başlayan adam, Blane'in ayağa kalkamayacağını düşünüyordu, öyle ki 4'e katlanmış gücünü neredeyse sonuna kadar kullanmıştı her darbesinde. Ancak Blane tekrar doğruldu ve 4 ayak üzerine duruyordu.
Shun: "Etkilendim, gerçekten bravo! 4 ayak üzerine de olsa bu saldırılardan sonra ayağa kalkabilmen takdire şayan. Ama az önce sıçrayışım, hızım ve sürekli vurmam dolayısıyla tam gücümle vuramadım, şimdi tek bir vuruşta bütün gücümü vereceğim. Artık işinin bitme zamanı geldi." Müthiş bir hızla, üzerine gidip aniden çok güçlü bir vuruş yaparak Blane'i karşı duvara postaladı, öyle ki vuruşu yaptığı sağ kaburgasını kırmıştı. Bir süre bekledikten sonra, alaycı bir ifadeyle baktıktan sonra, Blumelleye doğru hareketlenecek gibi olur, ancak bu sırada güçlükle kalkan Blane kan tükürdükten sonra, amcasının ona söyledikleri aklına getirip.
Blane: "Arkadaşlarıma dokunma! Beni daha öldürmedin!" Der ve bu kez iki ayağının üzerine dikilir. Shun tekrar hareketlenip vuracağı sırada, Blane'in iç dünyasından bir ses gelir. "Gücünü artık kullanabilirsin." Blane şaşırır ve sözlere anlam veremez. "Bu güç için, gerekli olan iki şeyi yaptın." Blane: Ne diyorsun! Ne yapmışın ben?" Tekrar konuşan ses "İlk olarak, amcanın öldüğünü gördüğünde, bu gücü kullanmak için ilk adımı attın o anki duygu fırtınan ve öfken bu gücün tetikçisiydi ama asıl önemli olanı, her vuruşta ayağa kalkarak yaptın azim bu güç için ikinci ve son adımdır. Artık bu gücü kullanabilirsin. Hemde onun aksine 2. seviyede açacaksın." Blane: "İkinci seviye mi? Ama ben daha birinci seviyeyi bile açmadım ki!" "Seviye denmesinin sebebi, güç olarak kattıklarından. Yani bu sıralamaya göre açtığın için seviye isimleri öyle değil. Tabii zamanla bu seviye artışı olur ama kullanıcısı bile az olan 2. seviyeyi, doğrudan uyandırmak gerçekten de nadir bir durum potansiyelin gerçekten çok özel, bu güç sana 10 kat fazla güç, dayanıklılık ve diğer kabiliyetleri verecek ek olarak, bir süre havada asılı kalabileceksin ve iyileşme hızın normaline göre 2 kat artacak bunlar birinci seviyenin barındırmadığı güçler. Benden bu kadar." Hiç bir şeye anlam veremeyen Blane, bir anda açtığı bu modla damarlarından akan bu güç artışını hissettiğinde rüya görmediğini anlar, Shun'un kendisine doğru geldiğini hatırladığında vurulacağını düşünse'de Shun henüz hareket etmekteydi ve öncesine göre biraz daha yavaş hareket ediyor gibiydi. Bunu fark ettiğinde hızla yer değiştirip, Shun'un arkasına geçti ve bütün gücüyle bir tekme savuşturdu.

Ayağa kalkan Shun neye uğradığını şaşırmıştı.
Shun: "Anlıyorum, önümden hızla kaçarken fark ettim mavi ışığı! Demek ikinci seviyeyi uyandırdın he!? Güç artışın birinci seviyeden fazla olsa'da, benim aldığım 4 kat güç artışı senin aldığın 10 kattan daha fazla etkili bu yüzden gaza gelme sa..." Konuşmasına fırsat vermeyen Blane, tam o sırada ağzına diziyle vurur. Dişlerinden bir kaçını tüküren Shun, Blane'e.
Shun: "İyileşmen de hızlanmış olmalı, bu gücü 2-3 kişide gördüm etkileri sağlamdır ama gördüğüm kişilerden birisiyle dövüştüm ve ben bugüne kadar kaybetme..." Blane tekrar konuşmasına fırsat vermeyerek bu kez sert bir yumruğu kaburgasının ortasına geçirdi.
Blane: "Din, değil mi? Biliyorum, seni yenmek imkansız!? Öyle diyorlar değil mi? Ama bir kimseyi kimse yenememişse imkansız denir, kimsenin yenemeyeceği değil! Bunu bugün ispatlayacağım." Shun, Blane'in konuşmasını fırsat bilerek bir tekme atarak Blane'i yere savuşturur. Blane hızla ayağa kalktıktan sonra, kendisine doğru zıplayan Shun'a doğru o'da zıplar ve havada çarpşırlar, Shun'un tekmesine yumrukla karşılık verir. Çarpıştıktan sonra yere inip, tek ayağının üstüne diz çökerek durabilen Shun, Blane'in hala havada olduğunu ve kendisine doğru geldiğini fark eder.
Blane: "İyi sıçrıyorsun evet, normalden çok daha fazla hatta. Ama ben senden de iyi sıçrıyorum ve senden daha fazla havada kalıyorum." Diyerek, boynuyla solçenesinin birleştiği yere bütün gücüyle havadan bir yumruk atar, bu sıçrayak atılmış bir yumruktan daha fazla hasar bırakır ve Shun'un çenesi kırılır. Shun güçlükle konuşarak.
Shun: "Nereye vurduğuna dikkat et evlat! Orada şah damarım var, beni öldürebilirdin." Suratına doğru gelen tekmeye, yerde de olsa karşılık verir ve saldırıyı durdurur. Kısacık savunmasız olduğu anı fırsat bilerek, yerden aldığı demir parçasıyla Blane'in kaval kemiğe vurur. Kaval kemiği kırılan Blane, normalden daha avantajlı durumda olup bu vuruşun tamamını hissetmese de, ayağının üstüne basamaz.
Shun: "Savunman ve acı eşiğin istediğin kadar güçlensin, kırığa karşı yapabileceğin pek bir şey yok. Tamamını hisset mesen de bu seni yavaşlatacak." Tekrar Blane'e doğru hızla gidip vuracağı sırada, Blane eğilip saldırıdan kurtulur ve tekrar arkasına geçince, bu kez boynuna doğru atlayarak kafasını sertçe yere vurdurur. Sınırına ulaşmak üzere olan Shun, kafasının çatlamasına rağmen önceden de aldığı hasarları bildiğinden Blane'in de kötü durumda olduğunu bilmesi sayesinde ayağa tekrar kalkabildi.
Shun: "İyileşme gücün olabilir, ama öncekinden biliyorum ki bu iyileşme sürekli ve tam bir iyileşme değil, sende kötü durumdasın bu iş artık sıktı beni." Yerden aldığı demir sopayla Blane'e hareketlenen Shun, Blane'in koluyla durdurmaya çalıştığı saldırısını son anda değiştirerek sağlam olan sağ dizine de vurur. İki ayağının da kırık olduğunu ve artık kendisinden daha yavaş olacağını bildiği Blane'e öldürücü bir darbe vurmalıydı çünkü bir daha vuruş yapabilmesine imkan yoktu. Etrafta hızla hareket eden Shun, savunmasız olduğunu düşündüğü anda sopasını Blane'e doğru savuşturur.

Tam yaklaştığı sırada arkasını dönenen Blane, Shun'un kalbine öldürücü bir vuruş yapar. Yerden kalkamayacak duruma gelen Shun, ne olduğuna anlam veremez.
Blane: "Savaş seni kudurtmuş olmalı, öfkeyle kalkıp heyecana kapılırsan olacağı budur. İki ayağımı kırdın diye hızım düştü ama, görüş kabiliyetimde bir bozulma yok. Kendim hızlı olmadığından bir kaç darbe yedim ama, bu kez senin hızında düşmüştü bende bunu avantaja dönüştürdüm." Küçük adımlarla Shun'un başına gelen Blane öldürücü bir vuruş yapacakken, dizine bir tekme yer ve yere düşer, Adrenalin Modun'un bittiğinden de dolayı bütün acıyı bir anda hisseder ve bağırmaya başlar.
Shun: "Aslında birazcık daha varım, Blane! Beni bu kadar zorlayabilen tek adamsın ama ölme vaktin geldi. Gerçi benimde sürem doldu ama dizlerim sağlam. Şunu da belirteyim evlat, kısa yoldan ölmen iyi olacak, çünkü bu Adrenalin Modu'nun bir yan etkisi daha var, sürekli kullananda seviyesine göre artar bu, hastalık ortaya çıkar, vücuduna zarar vermese de bu mod içten hastalığa sebebiyet verir, başında çektiğim acının sebebi bu, daha ilk kullanışta zarar vermeye başlar, kullandıkça tehlikeli duruma gelir ve sonunda seni hasta eder, sanırım benim sorunum pankreas. Senin mu mod boyunca çektiğin baş ağrın ise, muhtemelen beynine verdiği hasardır, bana teşekkür et. Küçük küçük de olsa, bir kaç senede sürse, eninde sonunda beynine verdiği hasar ortaya çıkacaktı. Biliyor musun? Modu kullansan bile, bu hastalıkları dövüşürken hissediyorsun. Acı veriyor." Tam vuracağı sırada, Blane'e seslenen Indigo, kılıcını atar, kılıcı alan Blane hızlı bir hareketle, Shun'un savunmasız bıraktığı kalbine kılıcı saplar. Kısa sürede yere yığılan Shun ölür ve yeri kana boyar.

Halk bunun gerçek olup olmadığını tartışırken, sevinçleri bir anda artar ve köydeki herkes, sevinç çığlıkları atmaya başlar. Bu sırada Shun'un başına gelen Indigo, Blane'e doğru gülümser ve sırtına alır. Halk sevgi gösterilerinde bulunsa da Blane daha fazla dayanamayıp, bayılır.
Gözlerini açtığında, Indigo ve Blumelle ile birlikte köyden bir kaç kişi başındaydı.
Blumelle: "Sonunda uyandın, Bay Kahraman." Blane gülümser, kahraman lakabı oldukça hoşuna gider.
Blane: "Ne kadardır yatıyorum." Diye sorar.
Indigo: "2 Haftadan fazla oldu, senin için endişeleniyorduk, neyse ki kalktın." Indigo'nun da ona normal davrandığını gören Blane artık Indigo'yu çok birisi olarak görmektedir ve en iyi arkadaşı beller.
Blane: "Ama hala ayaklarımı kıpırdamatamıyorum."

"Günümüz"[/color]
Indigo-San: "3 ay kadar tekerlekli sandalyedeydi, ama iyileşir iyileşmez bizimle birlikte antrenman yapmaya başladı. İyileştikten 2 sene sonrada yolculuğumuza başladık. Blane'in her şeyi bıraktığı zamana kadar, 15 yıl kadar birlikte maceralara çıktık ve efsaneye dönüştük." Şaşıran Spike aklındakini sorar.
Spike: "Her şey harika ama, Blane amca neden bıraktı. Üstelik o kadarda iyiymiş."
Indigo-san: "Muhtemelen koruyamadığı şey yüzündendir, her şeye küsüp dövüşmeyi bıraktı şimdi amcasının evinde yaşıyor." Yaşadığı yeri sorduktan sonra hızla marangozdan çıkan Spike, Blane'in yaşadığı yere koyulur.
Nagako: "Bu sefer adres aldı. Etkileyici, amca. Hikayeni anlatırken sen de çırağında işinizi yaptınız. Teşekkürler."

Blane'in yaşadığı yere doğru giden Spike, bir kaç kişi tarafından durdurulur bunu umursamayıp yoluna devam eder. İçlerinden birisi bizi nasıl dikkate almazsın diye bağırır. Spike, buna vaktim yok ve canım dövüşmek istemiyor kaybolun! diye yanıt verir. Yürümeye devam eden, Spike'ın arkasından birisi kılıcını çekip hamle yapar, bu hamleyi kılıcını çekip kendisine gelen kılıcı kestikten sonra.
Spike: "Israrcı olursanız, kestiğim şey tahta kılıcın olmaz." Der ve yürümeye devam eder.
En son Portgas D Ace tarafından 10 Tem 2015 21:22 tarihinde düzenlendi, toplamda 3 kere düzenlendi.
Resim

Aranızdaki farklar çatışmaya değil, çok kültürlülüğe vesile olsun.
Resim

Resim

Cevapla

“Fan Fiction” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir