Son cevaplanan konular kısmı geri geldi.

Efsaneler Ligi; Sekai no Rishu

Anime&Manga ile ilgili yazdıgınız hikayeleri, yazıları burada paylaşabilirsiniz.
Kullanıcı avatarı
SeNCeR
Mesajlar: 51
Kayıt: 29 Mar 2013 06:47
Cinsiyet: Erkek
Favori Manga: Bleach
Naruto
Favori Anime: 1-Naruto-Bleach-Shingeki No Kyojin
2-Code Geas-Historys Strongest Discible Kenichi-Rainbow-Elfen Lied-Freezing-Kaichou Wa Maid-Sama..
Seçim Yapması zor 2. sıraya eklencek çok anime var aslında:)
Konum: Edirne

Re: Efsaneler Ligi; Sekai no Rishu

Mesaj gönderen SeNCeR » 12 Eyl 2015 14:27

Güzel seri tek oturuşta güncele geldim:)
devamını bekliyorum.

Kullanıcı avatarı
Portgas D Ace
Mesajlar: 1557
Kayıt: 11 Ağu 2014 04:28
Cinsiyet: Erkek
Favori Manga: Naruto, One Piece, Slam Dunk, One Punch Man, Boku no Hero Academia, FSJ
Favori Anime: Naruto, Pokémon, One Piece, Tsubasa, Hunter x Hunter, One Punch Man, Katekyo Hitman Reborn, Boku no Hero Academia
Konum: İzmir

Re: Efsaneler Ligi; Sekai no Rishu

Mesaj gönderen Portgas D Ace » 12 Eyl 2015 20:20

Sık yazmaya çalışıyorum aslında. Ama pek takip edilmediği için heves kalmıyor anca arada yazıyorum. Takip edilirse elbette sık yazarım. Teşekkür ederim.
Resim

Aranızdaki farklar çatışmaya değil, çok kültürlülüğe vesile olsun.
Resim

Resim

Kullanıcı avatarı
Portgas D Ace
Mesajlar: 1557
Kayıt: 11 Ağu 2014 04:28
Cinsiyet: Erkek
Favori Manga: Naruto, One Piece, Slam Dunk, One Punch Man, Boku no Hero Academia, FSJ
Favori Anime: Naruto, Pokémon, One Piece, Tsubasa, Hunter x Hunter, One Punch Man, Katekyo Hitman Reborn, Boku no Hero Academia
Konum: İzmir

Re: Efsaneler Ligi; Sekai no Rishu

Mesaj gönderen Portgas D Ace » 14 Eyl 2015 07:42

22. Bölüm Berabere! Nagako'nun dövüşü başlamış ve üstünlüğü eline almıştı. Sırtındaki büyük kılıç ağır olsa da Nagako çok zorlanmadan savurabiliyor savunma amaçlı kullanabiliyordu. En az konuşmanın olduğu dövüştü bu ve sürekli saldırı savunma olduğu için kimse yerinde duramıyordu. Nagako tekrar saldırmak için hamle yaptığında Luice seri bir şekilde kaçtı ve Nagako'nun hamlesi tribünlerdeki balkonun bir bölümünü parçaladı. Nagako tekrar yere Rüzgarın Fısıltısını uyguladı. Rakibi ilk tepkiyi verdi ve kahkahayı bastı çünkü bu darbe onu yaralamamıştı bile. Halbuki ona doğru geldiğinde kesinlikle vuracağını anlamış en az zararla kurtulmaya çalışmıştı. Nagako hala kendinden emindi rakibi ona göre hızlıydı ve bir şeyler düşünmek zorundaydı. Üstünlüğün onda olduğu belliydi fakat istediği şekilde tek bir hamle yapabilmişti oda az önce olmuştu. Kılıcını çok seviyordu ancak bazı dövüşlerde onun hızını düşürüyordu kesinlikle antrenmana ihtiyacı vardı.

Elini kaldırdı ve "Silah değişikliğine izin var mı?" Diye bağırdı hakeme. Hakem biraz düşündükten sonra dövüşçülere beklemelerini söyledi ve komiteyle görüşmeye gitti. 10 dakika kadar sonra gelip "Dışarıdan silah alınması yasak ancak takım bugün dövüşmeyen arkadaşlarınızdan birisiyle takas yapmanıza izin var." Dedi Nagako tekrar bir soru sordu. "Peki silahını kullandığım arkadaşım bugün bir dövüşe çıkarsa o silahı kullanabilir mi?" Dedi bu soruyu sormalıydı çünkü, silahını isteyeceği kişi ağabeyi yani grup lideriydi. Kesin olarak dövüşecekti yani. Hakem "Sorun yok. Her silahın en fazla 2 kere kullanım hakkı var. Bu 1. olacağı için 2. sefer de kullanabilirsiniz ancak 2 dövüş ile sınırlıdır." Dedi Nagako açısından sorun yoktu. "Sorun değil ikimizden başkası kullanmaz o silahı." Dedi ve elini kaldırıp ağabeyine seslendi Süikeshi'sini atmasını söyledi. Kendi kılıcını Kawazaki'ye verdikten sonra ağabeyinin attığı kılıcı havada yakalayıp kınını beline sokup kılıcını çekti. Ve dövüş tekrar başladı.

Bu kez daha hızlı saldırılar yapıyordu. Gücü biraz düşse de dövüşe yetecek gibiydi. Kılıcı ters tutup "Yinele." Deyip saldırdı. Saldırı hedefi bulduktan sonra aynı yere aynı kesiği 2 kere attı. Yineleme demesinin sebebi buydu. Kadın iyice hırpalandıktan sonra artık kozunu oynamaya karar verdi. Cebinden bir mühür kağıdı çıkartıp, "Serbest kal." Diye mührü serbest bıraktı ve 1,5-2 metre uzunluğunda bir çakal belirdi. Çakal dışarı çıkar çıkmaz, dişlerini geçir talimatını aldı ve Nagako'ya saldırdı. Nagako ilk saldırıyı kılıcıyla bloke etti ve çakal saldırmaya devam ettikçe o'da bloke etmeye devam etti. Ancak saldıracak açıyı bulamıyordu bir türlü, bu yetmez gibi Luice elinde bir mızrakla Nagako'ya saldırmaya başladı. İkili ve arka arkaya gelen saldırıları bir bir engelleyen Nagako bir açık verdi ve çakal'dan bir pençe yedi. Toparlanmasına izin vermeden tekrar saldırmaya başlayan, çakal ve Luice'in saldırılarını bir süre bloke etse'de bir türlü doğru açıyı bulup saldıramıyordu ve ikinci kez saldırıya maruz kalmıştı bu kez mızrağı sağ omzuna saplamıştı Luice, Nagako solak olduğundan etkilemese de genede omzuna bir mızrak girmişti ve ister istemez hızı düşecekti.

Nagako gard almaya fırsat bile bulamadan tekrar saldırıya uğradı bu kez sırtlan dişlerini geçirmişti. Sol elini ısırıp yakalayan çakalı bir türlü atamıyordu üstünden bu sırada gelen bir saldırıya açık hedef oldu ve doğrudan bir darbe yedi bacağına. O sırada Kawazaki'den "Len kızdan dayak mı yiyorsun? Eziiik hahaha." Diye bağırdığını duysa da yapacak bir şeyi yok gibiydi. Rakibi tekrar saldırmadan sol kolunu sağ bacağına doğru yaklaştırıp aynı anda bir tekme atarak zar zor kurtuldu saldırıdan. Çakalın düştüğü yere anında giderek bir kılıç darbesiyle vurdu çakala ancak saf dışı bırakamadığını anlamamıştı. Luici'ye doğru yönelip saldırdığında bir süre mızrak-kılıç dövüşü yaparken çakalın üstüne atladığını fark etti ve daha önce bir kaç kez başına gelen olay tekrar başına gelmişti. İkili saldırıdan nasıl kurtulacağını bilmiyordu üstelik bu kez yaralıydı da. İçinden "Lan bir kez bile rüzgar esmez mi?" Diye geçirdi bir kaç saniye sonra kuvvetli bir rüzgar esti. Nagako'nun yüzündeki gülümsemeyi gören Luice yenileceğini anladığı için yaptığını düşünse de. Karnını tutarak yere yığıldı.

Bu Nagako'nun Rüzgarın Fısıltısı saldırısının etkisiydi. Nagako'nun Rüzgarın Fısıltısı, rüzgarlı havalarda güçleniyordu ve saldırı ilk yapıldığında etrafta rüzgar yoksa etkisini göstermiyordu, rüzgar çıktığı anda da saldırı devreye giriyordu. Saldırının işleyişi ise, Nagako'nun vurduğu ilk darbe kılıcın ters tarafıyla hafif bir kesik ile yapılıyordu bu saldırı rakibini dövüş içerisinde şaşırtmak ve dezavantajlı durumlardan kurtarmak için idealdi. Çünkü saldırı hemen işlemediği için rakip çoktan unuttuğu ufak bir darbeden beklemediği bir zamanda etkileniyordu. Luice saldırıdan kurtulmaya çalıştığı için tam olarak Nagako'nun istediği yere gelmemişti darbe. Ancak Nagako'ya yeterdi çakalı hızlı bir hareketle kuyruğundan yakalayarak duvara vurdu ve ayağa kalkmaya çalışan Luice'ye doğru yönelip, 5-6 metrelik mesafeyi zıplayarak yanından geçti ve bir darbe vurdu "Kertenkelesi Kuyruğu!". Bu saldırıyı Çöl Kertenkelesi'nin kırbaçlı kuyruğundan ilham alarak yapıyordu. Ve saldırıyı yaptığı bölgeye kırbaç izi gibi boydan boya çizik atıyordu. Aldığı darbeler ve yorgunluğunun etkisiyle yere düşen Nagako iki dizi birden yerde duruyordu. Ancak rakibi de dövüşemeyecek gibiydi. Hakem 10'a kadar sayacağını ve ikisi de kalkamazsa ikili nakavt olacağını açıkladı.

Her iki takımında kulübesinde heyecanlı bir hava belirmişti. Bu duruma en çok heyecanlanan Spike iken en az heyecanlanan ise Gölgelerin Lideriydi. Hakem 6'ya kadar saydığında tepki yoktu ancak az önce dizlerinin üstünden tamamen yere yığılan Nagako arkadaşlarının da desteği ile biraz kıpırdamaya başlamıştı. Ancak hakem çoktan 8 demişti çok yavaştı ve ayağa kalkana kadar kesinlikle nakavt olurdu. Bir anda sırt üstü döndü bu sırada hakem 9 saydı. 10 demeden Backstroke Jump! (Yani sırt üstü yatarken zıplayıp ayağa kalkmak.) Yaparak nakavt'dan kurtuldu ve hakem 10 dediği anda galip ilan edildi. Ve Phoneix Squad 2-0 öne geçti.

--------------------------------------------

Sonraki dövüş, Miwa ile Squillfish arasında. Squillfish elinde nunçaku olan bir dövüş ustasıydı. Miwa çokça savaş gücü olmasa da mühür vurarak insanların hareket kabiliyetini sınırlayabiliyordu. Ve rakibi dövüş ustası olmasına rağmen grubun en yavaşıydı. Ancak Miwa'ya göre hızlı sayılırdı ve lider dışında grubun en güçlüsüydü. Dövüş başladığı anda bir birine giren ikili, bir birlerine birer tane vurmuştu bile ancak Miwa aniden vurup mührü yerleştirememişti, mührü yerleştirebilmek için daha net bir vuruşa ihtiyacı vardı ancak bunu yapmak zor olacaktı rakibi nunçakusunu çok seri kullanıyordu ve iki üç vuruşu arka arkaya yedi. Saldırıların etkisiyle yere yığılan Miwa'ya yerde de vurmaya devam eden Squillfish uyarı aldı. Yerde yatan rakibe çokça vurmak yasaktı. Kurala uyan Squillfish bunu genede değerlendirip fırsata değerlendirmeyi düşünüyordu ve dediğini yaptı da Miwa ayağa kalkacakken tekrar saldırdı. Bu kez yere düşmesine fırsat vermeden Nunçakusuyla arka arkada vurmaya başladı. Tribünlerden ve Phoneix Squad kulübesinden gelen sesleri ve protestoları hiç dikkate almadan vurmaya devam etti. Hakem tekrar devreye girdi ve Squillfish'e sarı kart gösterdi. Ölümüne olmayan bir maçta bu kadar vahşileşmek aşırıya kaçıyordu.

Spike sinirinden yerinde duramıyordu. Squillfish tekrara ayağa kalkmaya çalışan Miwa'ya saldıracakken saha'nın içine Spike girdi. Herkesin gözü ondaydı Squillfish'e saldıracağını düşünürlerken, elini kaldırdı ve bu maçta yenilgiyi kabul ettiğini söyledi. Hemen koşup Miwa'yı kucağına aldı, yüzü kan içinde Miwa "Dövüşebilirdim." Diye bildi güçlükle, Spike bunun önemli olmadığını elinden geleni zaten yaptığını söyledi. Miwa hemen sedyeye yatırılarak hastaneye kaldırıldı, yanında maçını bitiren Nagako gitti. Bu sırada çenesini tutmayan Squillfish kızın azmini hiçe sayarak "Dövüşebilirmiş, gel de göstereyim sana dövüşü. Ezik." Dediği anda zaten kendini güçlükle tutan Kawazaki kulübeden fırladığı gibi tekmeyi Squillfish'e geçirdi.

Soluğu duvarda alan Squillfish hakeme bakıp itiraz etti ve maç dışında rakiplerin bir birine vurmasının yasak olduğunu söyledi. Hakem bu sırada Kawazaki'ye maçı olmadan rakibe vurduğu için Squillfish'e ise tahrik edici hareket yaptığı için kırmızı kart gösterdi. Kırmızı kartı gören kişiler o maçta bir daha dövüşemiyordu. Şuan için zaten dövüştüğü için sorun olmuyordu ancak. Bunu dövüşmeden yaparsa maça çıkamıyordu. Turu geçen hangi taraf olursa olsun kırmızı kart yiyen kişi bir sonraki dövüşe katılamıyordu. Bu 12 kişilik Gölge Takımı için sorun değildi ancak 7 kişilik Phoneix Squad için sorundu, çünkü turu geçmeleri halinde bir sonraki dövüş 7'ye 7 olacaktı.

--------------------------------------------

Olaylar durulduktan sonra 4 maç belirlendi. Phoneix Squad'dan Bruce, Gölge Takımının Lideri Duygusuz Reiuri ile eşleşti. Kılıcını eline alıp sahaya doğru yürüyen adamın yüzünde sinsi ve keyif verici bir gülüş vardı. İçindeki nefreti ve siniri kusabilecekti. Ancak aynı gülüşten Bruce'da da vardı değneğini sol kolunda tutmuş yürüyordu. GÖrünüş olarak normal bir koltuk değneğinin sadece tutacak yeri vardı ve tutulacak yeri dışında her yeri metaldi. Boyu da aşağı yukarı 1 metre vardı. Dövüş başlatılmasına rağmen hamle yapmadı ikisi de halbuki dövüşmeye can atıyorlardı. Lider "Gel bakalım neyin var, eğlendir beni piç kurusu!" Diye bağırmasına rağmen tahrik olup ilk saldırıyı yapmaya niyetli değildi Bruce, hiç istifini bozmadan tek kelime etmeyerek Reiuri'ye dik dik bakmaya devam etti. Reiuri 25 yaşında takımın en büyük üyesiydi vede sahanın. Boyu 15 cm kadar uzundu Bruce'dan yani 195 cm vardı. Bruce'un saldırmaya niyeti olmadığını anladığı gibi saldırıya geçti ve sürtüşen silahların etkisinden kıvılcım çıkıyordu. Ateşli bir mücadele başlamıştı aralarında. Bruce bir bloke daha koyup Ters Tekme! attı Reiuri'ye.

Hiç beklemediği anda bir saldırı gelse de ona zarar değil keyif vermişti. Rakibi istediği gibi güçlü çıkmıştı. "Sevdim lan seni piç kurusu! Bunun şerefine bunu al erkenden." Dedi ve gözleri Rishu Modunun ikinci seviyesini gösteren mavi renkte parlamaya başladı(Rishu Modu, 1. Seviye Sarı, 2. Seviye Mavi. 3. Seviye Kızıl olarak değişti. Artık 3 seviye var. Güçleri 1. Seviye 2x. 2. Seviye 5x. 3. Seviye 10x+Kısa süre uçma yeteneği olarak değiştirildi.) Rakibi favori olarak gösterilen takımlardan birisinin lideriydi. Ve çok az Rishu Mod bilen katılımcıdan birisiydi. Hemde 2. Seviye kullanıyordu. Bir çoğuna göre Reiuri turnuvanın en güçlüsüydü, kimine göre'de en az üçüncü olurdu. Bu görüşlerde haklılık payı vardı. Çaylaklar arasında bir çok ikişinin duymadığı duysa bile uyandıramadığı Rishu'yu uyandırmış 2. Seviyede kullanıyordu. Gerçi pekte çaylak değillerdi. Bu turnuvaya 3. Ve son katılışlarıydı. Lige adım atmadan 1 sene önce'de bir grup olarak dövüşüyorlardı. Yani bu 4. Seneleriydi.

Rishu Modunun verdiği hız ile Bruce'a anlamadan bir kaç darbe indirmişti bile. "Umarım abarmamışımdır seni böyle durmaya devam mı edeceksin he?!" Diye sesleniyordu Bruce elinden geldiğince dikkate almamaya çalıştı. İçinden "Zaten zor başa çıkıyordum üstüne bu mod hiç iyi olmadı." Düşünüyordu. Bu sırada bir diz darbesini çenesine aldı. Çenesi çıkmış olacaktı ki çenesi yamuk duruyordu. Rakibi dalga geçerek "Aa çenen çıktı, neyse kullanmıyordun zaten." Dedi. Bruce gene dikkate almadan ayağa kalktı. Etrafta hareket etmeye başlayan Reiuri'yi takip etmek çok zordu. Takdire şayan bir hızı vardı. "Bak bu Rishu Mod işte. Bunu herkes açamadığı gibi, açabilecek kişiler bile yani seçilmiş kişiler bile zar zor açığa çıkartır." Her saldırısı daha da güçlense de Bruce ayağa kalkmaya devam ediyordu.

Her vuruşunun ardından daha da güçlükle ayağa kalkıyordu. Ancak o kısacık sürede bir şey oldu. Bruce Reiuri'nin bir vuruşunu hissedip anında tepki vererek yere yığdı. Bruce'a baktığında gözleri sarı parlıyordu. Bu parıltı hemen geçince hayal olduğunu sanmıştı ancak değildi. Bruce Rishu Modunu kullanmıştı. Ancak bunu bilinçsizce yapmıştı. Bu modu kullanabilmesi için iç dünyasına bir ziyaretçi gelmeliydi. Gözlerinin parladığını gören Millane bunu anlamıştı. Çünkü ustasından çokça dinlemişti hikayeyi. Bu modu kullanabilmek için ilk adım gerçekleşmişti sırada iç dünyasına bir ziyaretçinin gelmesi ve kullanmayı Bruce'a öğretmesindeydi. Ancak bu çok uzun zamanlar bile alabilirdi.

Ayağa dikilmeye kalkan Reiuri'nin yanında biten Bruce bir değneğiyle bir vuruş yaptı. Tekrar gözlerine bakan Bruce bu kez emindi gözleri kesinlikle sarı parlıyordu. Millane şaşırmış ve dile getirmişti. Onca hikaye dinlemişti Rishu ile ilgili ancak böyle uyandırış yoktu. Blane bile 2. Seviyede doğrudan açmasına rağmen daha önce bunu bilinçsizce kullanmıştı ve aradan uzun bir zaman geçmişti. Arada fark olmadığı gibi iç dünyasıyla bağlantı kurduğunu da anlamamıştı. Ancak daha sonra bu iç dünyadaki görüşme ne kadar olursa olsun, dışarıdan 1 saniye geçtiğini hatırladı. Genede aklı almadı sadece bir kaç saniyede Rishu yapıp kontrol etmeyi öğrenmişti.

Ancak Reiuri için yeterli değildi hala ve ayağa kalkmadan doğrudan saldırıya geçti ve Bruce'un göğsüne bir yara açtı. Bruce saldırıdan sanki daha az hasar almıştı. Bu Rishu Modunun etkilerindendi ancak Modu kullanmayı bırakınca acılar misliyle yerine dönecekti. Reiuri tekrar bir vuruş yaparak Bruce'u Değneğinden ayırarak, boğazından tutarak duvara çiviledi. Nefes alması güçlenen Bruce bir kaçış yolu arıyordu ve bacaklarının serbest olduğunu fark edip diziyle Reiuri'nin karnına vurarak kurtuldu. Ancak Rishu Modunu daha fazla tutamayınca yediği darbeler misliyle geriye döndü hem gücünü yitirmiş hemde büyük hasar almıştı Bruce. Bu Modu bilinçsiz kullanmanın zararı vede riskiydi bu.

Bruce'a yaptığı darbeler iyice sertleşen Reiuri bu kez kılıcıyla saldırmaya başlamıştı artık ayakta bile zor duran Bruce saldırılara karşı koyamıyordu. Duygusuz lakabını hak ediyordu Reiuri rakibi artık tepki vermese de maçı kazanmak için hamle yapmıyordu ve nakavt olmasına da izin vermiyordu zevk almaya devam ediyordu dövüşten. Sessizce Bruce'a "Afferim len, eğlendirdin beni. Ödül olarak seni öldüreceğim. Herkese geçmem he bu kıyağı seni adam yerine koyuyorum." Reiuri maçları umursayan birisi değildi amacı zevk almaktı elenecek de olsalar öldürecekti Bruce'u. İki kez ölümcül saldırı yapsa da Bruce zorlukla saldırıyı başka yerlere yönlendirmişti.

Artık sadece bilinci yerindeydi ve öylece yatıyordu sırt üstü ölü gibi. Daha öncekilerden kıpraşarak kurtulmuş ancak artık onu da yapamazdı. Bu sırada kulübede
Millane: "Napıyor bu? Hem hakem nasıl müdahale etmez. Korkusundan müdahale etmiyor resmen bu adamın niyeti resmen.."
Spike: "Öldürmek." Dedi.

Öldürmek amacıyla kılıcını savuran Reiuri bir engelle karşılaştı ve iki kılıcın sürtünmesinden kıvılcım çıkıyordu. Onu durduran Spike'dı. Reiuri sinirden kudurmuştu ancak zar zor tuttu kendini. Ve hakeme dik dik bakıp "Ne duruyorsun! Maça müdahale edemez." Dedi. Hakem maçı diskalifiye ile Reiuri'nin kazandığını söyledi ve Spike'a kırmızı kart gösterdi. Spike sonraki maçta lider olsa da yer alamayacaktı. Ve maç 2-2 olmuştu hemde Spike, Kawazaki, Nagako veya Bruce dövüşemeyecekti. Bruce'da hastaneye kaldırılıyordu ancak sedyeden kalkıp o kadar da kötü olmadığını göstermek için sedyeden kalktı ve arkadaşlarının yanına güç bela yürüdü. Bu sırada alkış yamuruna tutulsa da tur için işleri zora soktuğu için gözlerinden yaş geliyordu.

Sonraki Dövüş. Keskin Nişancı Ricky ile Sezgisel Dövüş Ustası Kankaku arasında olacak.
Resim

Aranızdaki farklar çatışmaya değil, çok kültürlülüğe vesile olsun.
Resim

Resim

Kullanıcı avatarı
Portgas D Ace
Mesajlar: 1557
Kayıt: 11 Ağu 2014 04:28
Cinsiyet: Erkek
Favori Manga: Naruto, One Piece, Slam Dunk, One Punch Man, Boku no Hero Academia, FSJ
Favori Anime: Naruto, Pokémon, One Piece, Tsubasa, Hunter x Hunter, One Punch Man, Katekyo Hitman Reborn, Boku no Hero Academia
Konum: İzmir

Re: Efsaneler Ligi; Sekai no Rishu

Mesaj gönderen Portgas D Ace » 14 Eyl 2015 11:37

23. Bölüm Diskalifiyelerle Geçen Tur Diskalifiye ile Bitiyor!
Ricky sahanın kenarına sakince gelmişti ancak hiçte öyle değildi içi içine sığmıyordu bunca yük. Ancak bütün bu düşünceleri sahanın kenarında bırakıp maça odaklandı. Ama rakibi güçlü yapılı, iri kıyım ve gayet sert mizaçlı birisiydi. Bunu da kafasına takmak istemedi ne kadar korksa da bunu atlatmak zorundaydı.

Rakibi dövüş başlamadan cüssesine denk bir balyoz çıkarttı. Balyozu yavaşça yere dayadığında bile zeminde çatlak oluşmuştu bu adam bunu nasıl taşıyor olabilirdi? Bu kel, iri cüsseli kaslı şişko yakalarsa tek bir vuruşta kırardı tüm kemiklerini. Buda yetmezmiş gibi düdük çaldığı anda çaldığı ıslık ile birlikte takımının mühür ustalarından bir tanesi Öküz mührünü serbest bıraktı. Artık işi iyice zordu. Her şey aleyhineydi. Kendi atını çağırmayı düşünse de savaş gücü olmadığını biliyordu. Öküze aldığı emir ile birlikte karmaşık bir şekilde oradan oraya koşuşup etrafı yıkmaya başladı. Adam ise Ricky'nin yüzüne bakıp, korkma o kadar arkadaşlarını yarı yolda bırakacak değilsin. Onlarda kaybetti sırf son maçı kaybettin diye sana kızmazlar meraklanma.

Ricky aklından geçenleri nasıl tahmin ettiğini düşünüyordu ama kendisiyle dalga geçilmesine izin veremezdi. "Kim demiş kaybedeceğim diye seni yenip turu alacağım!" Dedi ancak adam bunu çokta sorun etmemişti. "Peki öyle olsun bakalım, ama dikkat et. Öküzüm her yeri yıkmaya devam edecek, vurdu mu ayağa kalkamazsın." Dedi konuşmaya başlayınca yüzü gülen adam, ağzını kapattığı anda ciddi ve sinirli birisi oluyordu.

Çok tuhaf bir adamdı ağır cüssesi ve ağır silahlı birisi olmasına rağmen sezgisel yanı'da güçlü olan bir adamdı. Öküz her yeri yıkıyordu ancak Ricky'nin dikkatini ona hiç saldırmaması çekti. Genede gardını düşürmedi. Elini okuna ve yayına attığı anda adamda balyozunu tutuş şeklini değiştirdi. Ricky arka arkaya seri bir şekilde 10-15 ok attı ancak hepsini birden savuşturdu. Son okun arkasından Ricky'de çıkıp Kankaku'ya vurabildi. Ancak bu adamı sadece bir kaç adım geriye götürmüştü. Bir kaç saniye süren bu olayda Ricky yumruğu atıp geri çekilene kadar Kankaku balyozuyla Ricky'e sertçe vurdu. Öküzün yıktığı duvarların oluşturduğu moloz yığınının içine düşen Ricky ayağa kalktığında bir iki kaburgası kırıktı. Adam dile getirmese de Ricky'nin bu davranışını sevmişti.

Ricky tekrar ayağa kalktığında zemin pekte düzgün olmadığı için pekte iyi denge kuramadı bu anda da öküz vücut darbesini vurdu Ricky'e. Adam Ricky'e bakıp "Karmaşık saldırmıyordu, zemini bozuyordu. Dedi." Ardından "Büyük Darbe!" Diyerek sağ eliyle koca balyozu yere bütün gücüyle vurdu. Vurmasıyla birlikte kenarları bozulan zemin iyice bozulmuştu ve bu sefer zeminin ortası da yıkılmış durumdaydı.

Rİcky içinden "Tuhaf, uzaktan dövüşen benim. Bu benim işime gelir, niye böyle bir şey yapıyor ki?" Diye geçirdi. Adam gülümseyip yakında anlarsın dedi. Ve öküzün üstüne binip Ricky'e doğru koşturmaya başladı. Öküz bu bozuk zeminden hiçte etkilenmiyordu ancak kaçmaya çalışan Ricky'nin dengesi sürekli bozuluyordu. Öküz en azından iki kez daha vurmuştu bile Ricky'e zaten kırık olan kaburgalarına ek olarak bacakları ve midesi de yaralanmıştı. Öküz tekrar yaklaştığında Ricky sıçrayarak kurtuldu ancak kendisi böyle sanıyordu, tam sıçradığı sırada adamın sert balyozuna hedef olmuştu. Bu kez yüzünden darbe alan Rİcky'nin kalkamayacağını düşünüyordu Kankaku. Hakem 7'ye geldiğinde Ricky'nin hareketlendiğini gören adam hakeme durmasını söyledi. Tutunabildiği molozları tutarak anca ayağa kalkabilmişti Ricky. Adamı iyice aşka getirmişti bu durum. Böyle tipleri çok seviyordu.

Ricky aslında böyle birisi değildi, korkaktı biraz. Birazda tembel ve mücadele hırsı olmayan bir adamdı. Ancak o gün olanlar onu biraz değiştirmişti. Daha çokta başkta Spike ve Bruce olmak üzere takım arkadaşları için kalkıyordu ayağa. Yoksa kazanamayacağını o da biliyordu. Adam Ricky'i sevse de acımıyordu her kalktığında üstüne gidiyordu. Ancak bu kez Ricky doğrudan okunu çekip Öküzü sol arka bacağından vurunca, üstündeki muazzam ağırlık ile birlikte öküz yere düştü. 250 kilo civarında bir öküze, 180 kiloluk bir adam ve 500 kiloluk balyoz eklenince zaten bozuk olan zemin düştü. Balyoz ve öküz bu boşuktan düşerken adam zor kurtardı kendini. Eğer düşseydi ölmezdi ama maça devam edemezdi.

"Lan.. yeniyordun beni neredeyse." Diyerek gülmeye başladı bulunduğu zemini bu sefer kendisi kırdı ve aşağı atladı. Zemin ile aşağısı arasında ancak dengesizce düşünce yaralanacak mesafe vardı, dengeli bir şekilde atlayınca bir şey olmadı adama. Adam öküzüne baktıktan sonra başını okşadı ve balyozunu alıp yukarı çıktı. Ricky'nin beklemediği bir anda aşağıda aldığı taşlardan birisini fırlatıp arkasından sıçrayarak Ricky'e vurdu bu iki saldırıdan sonra Ricky molozların arasına gömülüp öylece kalmıştı ki. Adam bu sefer kalkmaz dediği anda tekrar dikildi ayağa. Ricky'de bilmiyordu bu gücün nereden geldiğini, belki de son maç olmasındandı, belki de arkadaşları zor durumdaydı diye belki de iki arkadaşının ağır yaralı olmasındandı ama o mücadeleyi bırakamıyordu.

Adam yere eğilip bir taş aldığı anda, kendi arkadaşlarından uzun yeşil saçlı olan adam onun ne yapacağını anlamış gibiydi ki sakın dedi. Kankaku hiç arkadaşını umursamadan Ricky'e bir kaç kelime etti. "Senin tarzını çok sevdim. Aslında seni çok kolayda yenerdim ama nasıl birisi olduğunu görmek istedim. Kendini iyice geliştir dostum. Elemelerden sonra 15 gün ara olacak iyice dinlen. Ve umarım hastaneden çıkarsın o sürede. Dedikten sonra taş parçasını Spike'ın kafasına fırlattı. Taşın etkisiyle yere kapaklanan Spike ne olduğunu anlamamıştı.

Kawazaki saldıracak gibi oldu ancak hakem araya girdi." Dışarıdan içeriye müdahale olmadığı gibi, içeriden de dışarıya müdahale olamaz. Kankaku diskalifiye edildi. Kazanan Ricky ve Phoneix Squad 3-2 ile elemeleri geçiyor.
-------------------------------------------------
Kazansalar da takım buna çok sevinememişti. Çünkü iki arkadaşları hastanelikti. Üstelik liderleri ve Kawazaki kırmızı kartlı oldukları için sonraki maçta olamayacaklardı. Turu geçseler de turnuva onlar için bitmişti.
Millane: "Bu çok kötü. Ama neyse ki hayati tehlikeleri yok." Dedi dertli ve üzgün bir ifadeyle.
Nagako: "Hayati tehlikeleri yok ama Bruce 10 gün, Miwa 1 ay, Ricky ise en az 6 ay hastanede yatacak. Kırılmadık kemiği kalmamış resmen. Üstüne ağabeyim ve Kawazaki malı da kırmızı kartlı sonraki maça 3 kişi çıkacağız. Ki Bruce'da pek iyi değil" Dedi resmen çıkmaza girmişlerdi. Arkadaşlarının canı bir yana maçlara da çıkacak 3 kişi kalmıştı.
Millane: "Spike saçma sapan bir şekilde elendi, ne yapsaydı arkadaşının ölmesine izin verecek değildi ya. Zaten bütün tribün Spike'ı ayakta alkışlamış hakemi de protesto etmişti. İtiraz edin ikinizde!" Dedi fakat Kawazaki ile Spike pek gitmeye niyetli değildi. Arkadaşları yatarken onların maçları düşünmemesi gerektiğini söylediler.
Nagako: "Saçmalamayın! Onların üçü de takımı ve turnuvayı düşünerek son ana kadar mücadele ettiler. Sizde düşünün belki biriniz affedilirsiniz." Nagako zeki olmaktan çok mantıklı bir adamdı, takımın mantıklı düşünme konusunda Millane'den sonra geleniydi. Doğru söylediğini düşünen duygusal ikili komiteye itiraz etmeye gitti.

Zor geçen günde akşam üstü olduğunda iki iyi haber vardı. Müjdeyi ilk verenler Spike'lar oldu. Spike'ın itirazı kabul olmuş ve sonraki maçta oynayacaktı fakat Kawazaki'nin itirazı reddedilmişti. Genede iyi bir haberdi bu. Hastanedeki iyi haber ise Bruce'dan sonra Miwa'da uyanmıştı. Bruce için aslında zor geçmezdi ayakta gelmişti hastaneye ancak kendini boş yere zorlaması yüzündendi biraz da narkozun etkisi tabii. Bruce 10 gün istirahat falan etmeyeceğini söyleyip sızlansa da Spike lider olduğunu hatırlatıp susturdu onu.

Miwa ise güç bela konuşuyordu. İyi olacağını söylese de onları yalnız bıraktığı için ağlamasına mani olamıyordu. Arkadaşları onu teselli edip evlerine döndüler. Ancak bu kez 2 kişi eksiktiler ve Bruce ise yataktaydı ona kalsa eğitim yapardı. Sessizliği biraz sonra çalan kapı bozdu.
Spike: "Bizimkiler hastanede, Ricky daha uyanamadı bile. Kim ki bu."

Umutsuz ve çaresiz olan bu grubun şifasıydı kapıyı çalan...
Resim

Aranızdaki farklar çatışmaya değil, çok kültürlülüğe vesile olsun.
Resim

Resim

Kullanıcı avatarı
Portgas D Ace
Mesajlar: 1557
Kayıt: 11 Ağu 2014 04:28
Cinsiyet: Erkek
Favori Manga: Naruto, One Piece, Slam Dunk, One Punch Man, Boku no Hero Academia, FSJ
Favori Anime: Naruto, Pokémon, One Piece, Tsubasa, Hunter x Hunter, One Punch Man, Katekyo Hitman Reborn, Boku no Hero Academia
Konum: İzmir

Re: Efsaneler Ligi; Sekai no Rishu

Mesaj gönderen Portgas D Ace » 23 Eyl 2015 12:06

24. BÖLÜM SON 20 TURU

Kapı açıldığında karşılarında fötr şapka giyen gençten 180 boylarında zayıf bir adam kapıyı çalmıştı. Kendini tanıttı Luke Mansfeild'dı bu adam.
Luke: "Şey ben buralardan geçiyordum da. Kalacak yer bulamadım lig yüzünden bunu olacağını tahmin etmeliydim" Dedi gülerek mahçup bir sesle. Spike hemen atıldı ortaya.
Spike: "Eğhhh anladım. Adını söyledin ama sen kimsin? Ben Spike'ım." Dedi gülüyordu konuşurken.
Luke: "Doktorum. Kendi buluşlarım falan var. Merak etmeyin zararsızımdır. Sadece kalacak yer arıyordum. Param var." Dedi Spike gene atıldı.
Spike: "Parayı boş ver. Zararsızsan önemli değil boş yerlerimiz var. Burada kalabilirsin." Dedi adam rahatlamıştı gün boyunca dün geceden beri kalacak yer arıyordu.
Nagako: "Doktorum mu dedin? Eğer iyi bir doktorsan arkadaşlarımıza yardım et! Durumları hayati tehlike içermiyor ama turnuvaya yetişemeyecekler bu gidişle." Dedi umutlu bir ifadeyle. Luke gülümsedi.
Luke: "Sorun değil bakarım, hemen gidelim borcumu ödemek istiyorum."

Gelmişlerdi hastaneye ancak doktorlar kesin bir dille belirtilen süreden önce iyileşmelerinin mümkün olmadığını söyledi. Doktorlar iyileşseler bile Ricky'nin kemiklerinin kaynamasının 6 aydan önce mümkün olmadığını söyledi. Adam hiç oralı olmadı sadece içeri girmesine müsaade etmelerini söyledi. Zorda olsa müsaade aldı adamın güvendiği bir şeyler var gibiydi.

Odaya girdiğinde yanında 1 doktor ile beraber Spike, Nagako, Kawazaki ve Millane vardı. Bruce ise Luke'u dinleyip yatağa yatmıştı. Önce durumu en ağır olandan başlayacağını söyledi ve Ricky'nin yanına geldi. Elini önce bacağına
ve sırayla kırılan bütün yerlerine koydu. Durumu ve yapması gerekeni anlamıştı. Bu sefer iki elini gövde ve alt kısmına koydu. Biraz sonra eki elinin altında küre şeklinde bacaklarını, gövde ve kollarını kapsıyordu bu küre.

Elini hiç oynatmadan yaklaşık 15 dakika aynı pozisyonda durduktan sonra çantasından çıkarttığı iki ilacı doktoro verdi ve serumun içine katmasını söyledi. Ardından aynı işlemleri Miwa ve Bruce'a da yaptı.

Herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyordu ki Bruce ağrılarının geçmediğini ama vücudunu eskisi gibi kontrol edebildiğini söyledi. Luke elindeki bir ilacı Bruce'a uzattı ve içerse bir kaç dakikaya bir şeyi kalmayacağını söyledi. Bruce ilacını içtikten 30 dk sonra dediği de çıktı. Ağrıları geçmiş ve %100 iyileşmişti.

1 saat içinde önce Miwa sonrada Ricky'de yapılan testlerde zarar gören organların ve kırılan kemiklerin normale döndüğünü gözlemlediler. İkisi de çok yakın zamanda uyandılar ve doktorlar 6 ayda iyileşecek Ricky'nin 2 gün içerisinde ayaklanacağını Miwa'nın ise yarın taburcu olabileceğini söyledi.

İyileşmesi zor gözükenleri nasıl iyileştirdiği herkesi şaşırtmıştı. Luke bu sorulduğunda hala odadaydı ve heyecandan serum ve bir masayı devirmişti. Sakardı biraz ancak mükemmel bir doktordu.
Millane: "Yoksa yasaklı türden misin?(büyüyü kast ediyor.) Kemiklerini kaynatmak bir yana iyileştirmen de şaşırtıcı." Adam şaşkın ifadelerle bakıyordu etrafa. Kemiklerini iyileştirmesinin "Birleştirme" adında özel bir güç olduğunu ancak bu gücün sadece birleştirme adına olduğunu söyledi yani bu güç iyileştirme sağlamıyordu sağlığını kendi ilaçlarıyla düzelttiğini söyledi.[Birleştirme Gücü: Kemik, Kopan uzuv, cam, odun veya taş parçaları gibi şeyleri onarabilen fakat onları iyileştirmeyen bir güçtür. Kolu kopan bir insanın kolunu yerine takabilir fakat onları kullanabilmesini mümkün kılmaz.] Luke bu güce sahipti ve yaptığı ilaçlar sayesinde de Birleştirmenin yapamadığı iyileştirmeyi sağlıyordu yani bu açıdan bakınca kusursuz bir doktordu o.
3 Gün Sonra Luke'un gidiş vakti gelmişti. Herkes arkasından bakıp iç geçiriyordu çünkü çok özel bir dost kazanmışlardı. Luke'un verdiği Görüntü Kartı sayesinde onu istedikleri zaman arayabileceklerdi. Bu kart kişiye özel veya genel olarak yapılırdı yaygın olan özeliydi.

Günümüzün kartviziti gibi fakat bunda kartla görüntülü arama yapmak mümkündür. Luke yardıma ihtiyaçları olacakları her zaman onu arayabileceklerini söyleyip teşekkür etti. Spike arkasından bu Görüntü Kartlarından edineceğini ve onun başı sıkıştığı zamanda grubu arayabileceğini söyledi.

Luke gruba büyük bir değil iki iyilik yapmıştı. Diğer iyiliği hangi gücün kaynağıydı ve doktorlara neden söylemedi bu gücü? Kaldığı 3 gün boyunca başka bir şey olmuş muydu aralarında? Bunu zaman gösterecek.


Turnuva'da son 20 Turunun başladığı gün gelmişti. Fakat elemeler yapılınca finale 2 takım kalmıyordu bu yüzden aralarından son 4 takım yani en kötü puanlarla ayrılan 4 takım otomatik olarak elenecekti.


20- Superga Takımı 3-2= 2 Diskalifiyeli kazanış+ 2 Knockout
19- Magel Takımı 3-2 = 1 Diskalifiyeli Kazanış+1Knockout+1 Hükmen Galibiyet(Rakibi dövüşürken kendi kendini sakatladı.)
18- Darknum Takımı 3-3 Fuston takımı ile son dövüşte beraber kaldılar.)
17- Fuston Takımı 3-3 Darknum takımı ile son dövüşte berabere kaldılar.
.
.
.
.
.
11- The Phoneix 3-2=1 (1 Diskalifiyeli kazanış. 2 Kırmızı kart. 1 kez de diskalifiye ile kaybettikleri için üstlere çıktılar.)




Bu turda 8 vs 8 dövüş olacaktı. Takımımızdan 1 kişi 2 dövüş yapacak. Rakipleri henüz belli değil.
Resim

Aranızdaki farklar çatışmaya değil, çok kültürlülüğe vesile olsun.
Resim

Resim

Kullanıcı avatarı
Portgas D Ace
Mesajlar: 1557
Kayıt: 11 Ağu 2014 04:28
Cinsiyet: Erkek
Favori Manga: Naruto, One Piece, Slam Dunk, One Punch Man, Boku no Hero Academia, FSJ
Favori Anime: Naruto, Pokémon, One Piece, Tsubasa, Hunter x Hunter, One Punch Man, Katekyo Hitman Reborn, Boku no Hero Academia
Konum: İzmir

Re: Efsaneler Ligi; Sekai no Rishu

Mesaj gönderen Portgas D Ace » 09 Eki 2015 04:32

25. Bölüm Sonunda Spike'ın Dövüşü! Geçen bölüm yanlışlık oldu dövüşler 7 vs 7 olacak

"Dövüş Günü"

The Phoneix Squad çeyrek finale yükselme maçında turnuvanın önemli bir takımıyla dövüşecek rakipleri 3. ve son kez katılan Rlana Ekibi olacak. Phoneix Squad'dan dövüşecek kişi ise Kusagami Spike. Spike ve rakibi sahada gözükür, Spike kabzası beyaz-açık mavi olan düz kılıcı Süikeshi'yi çeker. Sarı-Kehribar Beyazı olan Tsukechi'yi ise yerinde bırakıp gardını alır. Rakibi de kılıç ustası ve gri saçlı vücut hatları Spike gibi kaslı ve çeviktir boyu 180 cm falan olmalıydı.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

"1 Hafta Önce"

Spiiikee lanet olası gene mi kapıyı açık bıraktın. Dedi Kawazaki yakınmasının sebebi ise Spike'ın ortalama 30. kez evden çıkarken kapıyı açık bırakıp gitmesiydi. Spike ya dışarı da dolaşırdı, ya acıkır yemek yemeye giderdi yada sadece yıldızları veya gündoğumunu izlemek için dışarı çıkardı ve hepsinde de kapıyı kapatmayı unuturdu bu seferlere sürekli Kawazaki denk gelirdi çünkü dışarıdan gelen ses ve ayazdan çok haz etmezdi.

Spike evden çıkmış kasabanın sakin ve ormanlık yerinde bir çınar ağacının tepesinde 18. sandiviçini yiyordu yanında her zamanki gibi çay içiyordu. Ancak aşağıdaki çimenlerin arasında bir ses duyar gibi oldu orayı görmek pek mümkün olmazdı normalde aşağı yukarı 100-150 metrelik bir mesafedeydi. Yemeğini bitirdikten sonra dalın üzerinde ayağa kalktı ve boşluğa doğru kendini götürüp daha sonra öylece bırakıp hareket etmeden elleri cebinde yüz üstü düşüyordu düşmesine 3-4 metre kala kendini toparladı ve sağ ayağı diz üstüçökmüş sol ayağının tabanı yere basar elleri serbest pozisyonda yere kondu.

Ses çıkartanları sarhoşlar sandı önce ancak bunlar ilk turda eledikleri iki grubun liderleri ve 1-2 kişisiydi anlaşılan Spike'ı tanımış ve takip etmişlerdi. Spike sorun çıkmaması için onları sakinleştirip alttan almaya çalışsada sataşmalar fiziksel boyuta çıkmıştı. Aniden gelen sert bir yumrukla yere yığılmıştı yumruğu yediği kişi ise galibiyet alamayan grubun lideriydi. Spike bu kez sinirlenmişti iki kılıcını da bıraktığı için pişman olmuştu. Ancak bunu çokta sorun etmiyordu çünkü tek dövüş yolu kılıçları değildi kılıçsızda gayet iyiydi. Hızlıca kalktıktan sonra kendisine vuran 170 boylarında kalıplı (28 yaşında) olan adamı tutup kuvvetlice çam ağacına çarptı bu çarpışın etkisiyle ağaç hayli sarsıldı ve 15-20 metre civarında bir oyuk açtı adam ayağa kalkamadı. Yanına gelen sarışın ve esmer orta yaşlı olanların birisinin yakasından tutarak kendini sıçrattı ve esmer olana ikili tekme geçirdi. Doğrulup yakasından tuttuğuna yumruk attı ve geri kalan 3 kişiyi hızlıca birer birer indirdikten sonra geriye tek kalan diğer lider tabanları yağlayıp kaçmaya yeltendi ancak biraz koşmştu ki arkasından gelen Spike ayaklarına kayarak düşürüp yerde yumrukladı. Herkesi etkisiz hale getirdikten sonra arkasına bile bakmadan yoluna devam etti.

Eve geldiğinde Kawazaki'nin sert tepkisine boş bir ifadeyle baktıktan sonra sağ eliyle kafasının arkasını kaşıdı. Bir tebessüm edip, her şeyi çok fazla kafasını taktığını bu gidişle erken yaşta öleceğini söyleyip, sakince Kawazaki'nin omzuna vurdu. Odalarına girdiklerinde Kawazaki pervasızlığı yüzünden yakınırken Spike çoktan uyumuştu, Kawazaki'nin yakınışına diğer Kusagami uyanmıştı.
Nagako: "Lanet olası süpürge kafa, çeneni de ışığı da kapatıp zıbar!" Kawazaki Nagako'nun üzerine atlar ve ayağını ağzına sokmaya çalışır. Nagako doğrulmaya çalışır Kawazaki ise kurtulmasını engellemeye çalışırken bir boğuşma olur. Nagako Kawazaki'yi ayağından tutup duvara çarpar. (Odanın düzeni pencere kenarında enlemesine Spike'ın yatağı. Kapı girişi duvar kenarında Kawazaki'nin yatağı ve kapının arka tarafında Nagako'nun yatağı. Kawazaki'nin yatağı ortada kalıyor kapının karşısındaki duvarda kanepe bulunur. Nagako'nun yatağı duvara enlemesine değil diklemesine uzanır. Ayak kısmı duvara dayanır. Spike sedir, Kawazaki ve Nagako suntadan yatakta yatar. Duvarlar tahtadandır.) Çarpmanın etkisiyle duvarı kırıp yan odaya geçerler. (Yan odada Bruce ve Ricky yatmaktadır diğer yatak boştur. Düzen benzerdir 3 yatakta duvara enlemesinedir. Pencere kenarı boştur bu odada.) Kırdıkları duvarın ucundaki yatakta Ricky yatmaktadır.

Kawazaki dirseklemesine Ricky'nin karnına düşer. Çarpmanın etkisiyle Ricky'nin gözleri pörtler, burnundan ve ağzından köpük çıkar. Bruce ise sadece tek gözünü açıp neler olduğunu anladıktan sonra uyumaya devam eder. Sürüklenip karşı yatağa kadar giden Kawazaki hızla ayağa kalkıp koşmaya başlar yüzü koyun Nagako'nun yatağına doğru uçar. Takla atıp ayağının topuğuyla Nagako'nun göğsüne vurur. Nagako ile boğuşmaya başlarlar bir Nagako bir Kawazaki üste çıkar bu bir süre böyle devam ederken seslerden rahatsız olup odaya Millane ve Miwa girer. Odanın halini görünce Millane çılgına döner Miwa ile birlikte ikisine birer tane vurduktan sonra kavgayı ayırırlar.

Millane: "Ne yaptınız lan eve?! Burası benim ustamla yaptığım ev! Gerizekalılar!!! Burayı siz ikiniz tamir edeceksiniz hemen!" Diye çılgına dönmüş şekilde bağırınır. Açıkçası bu durum karşısında Kawazaki ve Nagako biraz da olsa tırsar.
Miwa: "Harbiden de." Der olamaz diyerek kafasını sallar.
Miwa: "Nagako senden beklemezdim bunu. Hadi diğerleri neyse de." Miwa erkekleri pek seven birisi değildi bu durum Nagako içinde geçerliydi fakat onun diğerlerine göre daha aklı başında olduğunu biliyordu.
Miwa: "Peki ya şu ikisine ne demeli? Pervasız ve Bay Iceberg. Kılları bile kıpırdamamış fosur fosur uyuyorlar." Durum gerçekten vahimdi. Kırılan 2 yatak ve 1 duvar vardı. Diğer yatağın içine çöken Ricky başta fark edilmemişti ancak bunu Kawazaki fark etti. Aklına bir şey gelmişti Kawazaki'nin surat ifadesinden de belliydi zaten bu.
Kawazaki: "A şimdi aklıma geldi. Ben Ricky'nin üstüne düşmüştüm. İyi mi acaba?" Dedi.
Millane: "Nasıl başardınız bütün bunları?" Deyip Ricky'nin başına gider Miwa ve Millane başına gidip Ricky ile ilgileniyordu. Ricky sadece ani gelen bu darbeden dolayı geçici süreli bayılmıştı aslında. Kawazaki yatağına doğru yürümeye başlar. Nagako'nun aklına ise kırılan yatağı gelir ve tam yatağının önünde son adımlarını atmakta olan Kawazakiye sol ayağıyla uçan tekme atar. Kawazaki tekrar bir yatak ve duvar kırmıştır. Bu durum hem Kawazaki'yi hemde Millane'yi sinirlendirmiştir. Bu kez Kawazaki sinirlenir ve Nagako'yu Spike'ın bulunduğu yatağa doğru tişörtünün ve pijamsının arkasından tutup fırlatır. Yatağa doğru uçmakta olan Nagako'ya uyumakta olan Spiketan yattığı yerden bir tekme gelir. Ve Nagako orada bayılır kalır. Kawazaki'nin de başı derttedir çünkü Millane'nin öfkesi çok daha büyüktür. Odadaki sandalyeyi eline alıp vurabildiği kadar sert bir şekilde Kawazaki'ye vurur. Kawazaki adeta bir çuval gibi öylece kırık yatağına düşüp bayılır kalır.


Sabah Spike dışında tüm grup elemanları uyanmıştı. Tamiratta olan Kawazaki ve Nagako dışındakiler ise masada kahvaltı ediyordu.
Miwa: "Şu adam gerçtekten bir mucize. O olmasaydı bu turda kesin elenecektik son 16 turuna 4 gün kaldı. Gerçi kazanmamız hala garanti değil ya." Dedikten sonra bıçağıyla domatesini kesip ağzına attı."
Rikcy: "Gerçekten etkileyici özellikleri varmış. Birincisi birleştirme ve ikincisi de..." Sözü yeni uyanan Spike tarafından kesilir. Aygır sesler çıkartarak esneyen gibi Spike kahvaltı sofrasını gördükten sonra direkt yemeye koyulur.
Miwa: "Sana da günaydın." Der ve "İnsan müsvettesi." Diye iç geçirir. Spike gene hiç aldırış etmeden yemeğini yemeye devam eder. Aslında o insanları dikkate almayan birisi değildi. Sadece bütün bunları "arkadaşlar arasında olan şeyler" olarak görüyordu. Bazende dozu kaçırıyordu. Ama kötü niyetli olarak yapmıyordu.

Spike: "Ouoahhh." Diye bağırır yemekten zevk aldığını gösteriyordu bu.
Millane: "Resmen belgesel izliyoruz. Gorilin son yiyeceği yemeği sanki. Liderimiz gerçek bir maganda." Dedi.
Spike: "Şapkalı abi hakkında mı konuşuyordunuz?" Dedi ağzının tamamını kaplayan yiyeceklerle birlikte. Söyledikleri zar zor anlaşılıyordu. Bir yandan yiyip bir yandan konuşmaya devam etti." Gerçekten çok sevdim onu. Bir gün mutlaka borcumuzu ödeyeceğiz! Büyük bir lonca olup bir şehir kurduğumuzda, insanlar bizim şehrimize gelip orada yaşamaya başlayacaklar. O gün gelene kadar ona borcumuzu ödeyeceğim ve mutlaka onu loncamıza katılmasa bile şehrin ve loncanın baş hekimi yapacağım. Aynı zamanda ülke olduktan sonra da onu şehir başkanı yapacağım." Dedi ciddi bir şekilde.
Ricky: "Bizi de başkan yapacaksın sanırım." Dedi gülümseyerek. Spike'ın tepkisi sıradandı.
Spike: "Hayır tabii ki. Şehir başkanlarını zeki ve savaşmayan insanlardan yapacağım. Lonca lideri ben olacağım ama ben bile şehir başkanı olmayacağım." Diye cevapladı.

Millane: "Nasıl yani? Bir ülke kuracaksın ama başına geçmeyecek misin?"
Spike: "Onu söylemedim. Lonca lideri olduğum için ülkenin başında ben olacağım ama siz ve ben en iyi olduktan sonra diğer loncalar gibi kurduğumuz ülke veya büyük şehire yerleşmeyeceğiz! Orada bir evimiz olacak ve orada kalacağız ama macera yaşamaya, keşvetmeye ve dövüşmeye tüm dünyayı gezene kadar devam edeceğiz. O güne kadar bize şehre yerleşmek yok!" Dedi masadaki herkes şaşırıp kalmıştı çünkü bu başta 3 büyük lonca ve ileri gelen tüm loncalarda farklıydı. Büyük bir lonca olduktan sonra büyük bir şehir veya küçük çaplı bir ülke kurup başına geçerdin. Ve savaşmaya grupları organize edip çeşitli görev ve işlere gönderirdin. Ancak Spike bunu devlet başkanlığı gibi görüyordu. O macerasını hiç bitirmemeyi arzuluyordu.

"4 Gün sonra"

Spike başlama düdüğüyle birlikte hızla rakibine atılır.
Resim

Aranızdaki farklar çatışmaya değil, çok kültürlülüğe vesile olsun.
Resim

Resim

Kullanıcı avatarı
Portgas D Ace
Mesajlar: 1557
Kayıt: 11 Ağu 2014 04:28
Cinsiyet: Erkek
Favori Manga: Naruto, One Piece, Slam Dunk, One Punch Man, Boku no Hero Academia, FSJ
Favori Anime: Naruto, Pokémon, One Piece, Tsubasa, Hunter x Hunter, One Punch Man, Katekyo Hitman Reborn, Boku no Hero Academia
Konum: İzmir

Re: Efsaneler Ligi; Sekai no Rishu

Mesaj gönderen Portgas D Ace » 27 Eki 2015 02:59

26. Bölüm Zafer Kimin?! Spike rakibinin üstüne atıldığı gibi rakibi de gardını alıp kılıç darbesiyle kendini savundu kılıç dövüşü başlamıştı seri ve güçlü bir dövüştü bu ancak dövüşün hakimi Spike gibiydi rakibinde diş sıkma terleme gibi belirtiler varken Spike gayet sakindi. Kılıçları çarpıştığı anda fiziksel üstünlük kurmaya çalışıyordu ikili Spike sağ ayağıyla rakibinin sol tarafına bir tekme attı ve sol ayağıyla da aşağıdan çenesine vurdu. Rakibi yere düştükten sonra ayağa etrafında dönerek kalktı. Bu kez Spike'ı ciddiye almış olacak ki kılıcıyla birlikte dans ederek Spike'a saldırmaya başladı. Spike bu kez zorlanmaya başlamıştı çünkü resmen her yerden saldırı geliyordu bir değil 4 kılıçla saldırıyor gibiydi. Spike'ın yanağında ufak bir çizik bile olmuştu.

Spike bu saldırının açığını fark etmişti. Rakibi tek eliyle sürekli olarak saldırıyordu fakat sağ eliyle denge kuruyordu. Bu açığını kesinlikle avantaja dönüştürmeliydi. Saldırıları bir bir savuştururken rakibinin dizine tekme atıp geri adım attığı saniyede kılıcını sol eline aldı. Rakibi ona bakıp saldırıları tersten gelse de bir şey ifade etmeyeceğini söyleyip saldırılarına devam etti. Fakat Spike'ın aklındaki farklıydı. Saldırıları arasında oluşan ufacık boşluğu yakalamak için resmen pür dikkat eline bakıyordu bu boşluğu buldu gibi sağ eline saldırır gibi yaptı. Rakibi bunun saldırı olacağını sanıyordu ve bunu savuşturmaya çalışıp kılıcını normal hızına bırakmıştı. Tam bu anda Spike rakibinin göğsüne bir kılıç darbesi vurdu. Kılıcını boğazına dayayıp maçı kazanan taraf oldu.

Ancak maç bittikten sonra onu tebrik eden arkadaşlarına. Suratını asıp, gözlerini kapattı
"Sadece kılıçla dövüşmekten haz etmiyorum, rakibe saygı amaçlı böyle dövüştüm. Sadece kılıçla dövüşünce kısıtlanıyor gibi hissediyorum." Dedi.
Klübeden çıkan kardeşi
"Bense sadece kılıçla dövüşmeye bayılıyorum bildiğiniz gibi." Dedi. Ricky ise Spike'ın neden kendini sınırlandığını sadece kılıçla bile olsa daha iyi dövüşebileceğini bildiğini söyledi." Spike sol kaşını hafif çattı biraz düşündükten sonra ne dediğini anlamıştı.
"Ha, ikinci katanamdan bahsediyorsun. Onu nadiren kullanırım. Rakibe saygı amaçlı sadece kılıçla dövüştüm ama ikinci kılıcımı çekecek kadar iyi bir rakip değildi." Dedi sesi sakin ve kesindi.

Klübede biraz gergindi hava sebebi ise Kawazaki'nin dövüşemeyecek olmasından dolayı oluşan sorundu. Genelde köşede durumu izleyen nadiren konuşan Bruce duruma el attı.
"Bu durumu fazla abartıyorsunuz. Kawazaki oynasaydı bile bundan sonra 3 maç yapacaktık ve final dışında her seferinde dövüşecek kişi sayısına 1 ekleme yapılacaktı yani çeyrek finalde 1 yarı finalde 2 kişi 2 maç yapacaktı zaten. Şimdiden olması sizi endişelendirmemeli." Diye kesin ve net bir şekilde konuştu. Haklıydı grup sayısı az olduğundan zaten bu durum meydana gelecekti. Bu konuşmayı anons sonlandırdı.
-Evet Rlanalı'nın rakibi Phoneix Squad'dan Miwa.- Dedi diye anonsunu yaptı sunucu.
Uzun ince adam Miwa'nın rakibiydi. Adamın boyu 190 falan olmalıydı kilosu en fazla 55 falandı. Yanak ve çene kısmında zayıflıktan gelen çukurlar gözlerinin altında şişmeler vardı. Çenesi sivri ve çukurluydu. Alını geniş ve kırışıksızdı. Saçları orta uzunlukta iki yandan ayrılmış ve yeşildi. Göz renkleri koyu kahverengi idi(Serinin erkeklerinin gözleri genellikle göz bebeği kadar ve tek renktir.) boyutu ise sadece göz bebeği kadardı. Sol elini kullanıyordu.

Sahaya çıktıktan sonra sağ eline bir çiçek demeti aldı. Turuncu, Kırmızı ve Mor renkli 3 çiçekti görünüşleri ise gayet hoştu. Miwa çiçekleri görüncü aklına çiçeği ona vereceği geldi.
"Senden çiçek falan istemiyorum. Onları alıp tuvalet kağıdı yap." Dedi sağ yumruğunu göstererek. Adam hiç dikkate almadı Miwa'yı hatta alaycı bir kahkaha attı bu gülüş aliminyumu tırnakla çizdikten sonra çıkan ses kadar gıcıktı.
"Sen kendini ne sanıyorsun ki kezban?! Bu çiçekler dövüş aksesuarımdır." Dedi gözlerini kısıp ağzını büzüştürerek. Miwa çok kızdı bu duruma.
"O çiçekle bana ne yapabilirsin ki?" Dedi çiçeğin bir numarası olabileceğini düşündü ama ne olduğu hakkında bir fikri yoktu açıkçası.

Dövüş başladı ve Drall Miwa ile yakın dövüşe girdi. Dövüş önce sadece yumruk ve tekmelerle birbirlerini savuşturarak geçiyordu. Daha sonra tempo arttı ama Miwa mühürünü henüz kullanmayı düşünmüyordu. Ancak bu zayıflıkla rakibinin bu kadar güçlü olması hemde sağ elini kullanmadan onu şaşırtıyordu. Rakibinin vuruşları daha hızlı, isabetli ve sert oldukça köşeye sıkışıyordu. Rakibi ona sert bir tekme atacaktı ki Drall'ın sol ayağıyla yaptığı saldırı sol eliyle bacağını tutarak savuşturdu. Bu hal en fazla 2,5 saniye sürmüştü ancak bu sürede Miwa tüm vücuduna olmasa da sol bacağına geçici felç mühürlerinden birisini koydu. Tekniğin adına "Paslı Çark Mührü" diyordu. Aslında kol ve bacaklara yaptığı tüm geçici felç mühürlerini bu isimle çağırıyordu. Bu uzuvları bir çarkın parçasına benzettiği için bu ismi kullanıyordu.

Rakibi sekmeye ve sol bacağını kullanamamaya başlamıştı bile. Miwa ise sürekli sol bacağına tekme atmaya başlamıştı ancak mührü geçince fiziksel kuvveti saldırı anlamında çokta iyi değildi. Bu durumu Miwa'da iyi biliyordu ve Drall'ın sol koluyla yaptığı saldırıyı sol koluyla durdurduğu gibi sağ eliyle sol bacağına bir mühür daha bıraktı. "Öfkeli Mühürü" bu mühür sadece elin uzandığı ve 5cm'lik çevresini kapladığı etki ettiği alandaki sinirleri anlık gererek müthiş bir acı veriyordu vücuda. Ancak bu teknik sinirleri gerip az önceki "Paslı Çark Mührü" tekniğinin verdiği geçici felci şoklayıp felci yok ediyordu. Rakibe temas ettiği gibi rakibi yere müthiş bir acıyla yere yığılarak kıvranmaya başladı. Miwa'nın Drall'a dokunmasıyla Drall'ın yere düşmesi şimşek çakışı kadar aniydi.

Yerdeki rakibine doğru son hamlesini yapıp maçı kazanacak oldu ancak bir anda midesinden gelen ani bir acıyla karnını tutarak dizlerinin üstüne çöktü. Sanki acı tüm organlarına yayılmaya başlıyor ve hareket etmesini engelliyordu. Sonra aniden aklına çiçek geldi şimdi çiçeğin işlevini anlamıştı.
"Zehir. Çiçeğin işlevi buydu, genç bayan." Demesiyle aklına gelenin doğru olduğu kesinleşti. Çiçek havada partiküller halinde yayılıp hem uçuşarak burun ve ağızdan içeri girip hemde soluma yoluyla mideye inip etkisini göstermeye başlıyordu. Mideye indikten sonra zehir asıl işlevini kazanıp midenin bağlantılı olduğu organlardan başlayıp sırayla diğer organlarında bağlantılı olduğu organlara zarar verip kalp dışında tüm iç organları etkiliyordu. Tüm bunlar partiküller vücuda girdikten 5 dakika sonra olup bitiyordu.

Miwa iyice yere yığılmıştı. Rakibi ise zorda olsa ayağa kalkmıştı ancak onunda bacağındaki acı hala geçmemişti. Ayağa kalkan rakibine bakan Miwa'ın bilinci kapanıyor görüntü iyice bulanıklaşıyordu. Bilinci yerine geldiğinde ise çoktan 5. Maç başlamıştı. Arada kalan iki karşılaşmayı sorduğunda Ricky'nin kazandığını Nagako'nun kaybettiğini öğrendi. Şimdi dövüşen Bruce idi ancak o Nagako'nun kaybetmesine şaşırmıştı.
"Rakibi de kılıç ustasıydı ve maçta resmen hile vardı." Dedi Millane. Sözünü Spike kesti.
"Yorumları bırakın, maçı izleyin yapacak bir şey yok. Merak etmeyin kaybetmeyeceğiz!"

Maçın başlama sesi çoktan gelmişti ancak Bruce henüz maçı ciddiye almamıştı. Rakibinin mutlak bir saldırı yapmasını bekliyordu ancak kel fit yapılı adam yapısından bekleneni veremiyor, vasat dövüşüyordu. Gerçekten mi böyleydi yoksa adamın bir sürprizi mi vardı? Sorunun cevabı akıllardan geçtiği anda yanıtlandı. Bruce adeta yıldırım gibi hareket edip adamın hemen arkasında sağ tarafında bitmişti.
"Buraya kadar, gerizekalı. Hoşça kal." Diyerek elindeki değnekle boynunun sağ tarafını hızlı bir darbe indirdiği gibi rakibi yığılıp bayıldı.

15 dakika aranın ardından 6. maç açıklandı bu isimler Spike ve Lojlric'di. Bunlar iki ekibin liderleriydi. Phoneix Squad'dan birisinin ikinci kez dövüşeceği mücadele 7. mücadele olacağı düşünülüyordu fakat iki kez dövüşecek kişi 1. ve 2. karşılaşmalara bile çıkabilirdi çünkü dövüşler kurayla oluyordu.

Spike'ın rakibi 200 cm üzerinde boyu ve 85 kilo civarında vücuduyla gayet fit görünüyordu. Yüz hatları fazla sıradandı ancak vücudunun hiç bir yerinde ne ufak bir kırışıklık ne yara nede ufak bir çizik vardı bunun sebebi hayatı boyunca yüzüne hiç sağlam darbe almamış olmasıydı. Çenesi yuvarlak ve yüzü kemikliydi. Sağ elinde bir kılıç sol elinde ise bakır bir plaka tutuyordu özelliği ise hafifte olsa esnek olmasıydı.

Dövüş akıl oyunlarıyla sürüyordu. Spike rakibini tartmak için sürekli iki silahıyla da çarpışmaya giriyordu. Lojlric ise potansiyelini aktarmamaya çalışıyordu. Mücadele sırasında Spike Lojlric'in bakır plakası tarafından bir kaç darbe almaya başlamıştı bu darbeler, vücuda normal kırbacın aksine kırarak zarar verecek gibiydi çünkü her vuruşu bir zedelenmeye yol açıyordu adeta. Spike kısacık bir anda sol elini kılıcına atıp rakibine bir tekme vurduktan sonra iki kılıcını da havaya atıp yerlerini değiştirdi.

İki kılıçla dövüşmeye başlaması Spike'a avantaj sağlamaya başlamıştı. Hamle yaparak rakibinin arkasına geçtiğinde Lojlric'i kesmişti bile. "Anka Pençesi" Diyerek yapmıştı bu hamleyi rakibinin vücudunun sol kanat kısmına gelmiş ve iki uzun çizikti. Ancak rakibi bir liderdi ve buna yakışan bir iradeye sahipti. Spike düşünmeden saldırarak büyük bir hata yapmıştı çünkü Lojlric'e doğru hızlıca hareket etmek isterken ona ulaşamadan taştan bir duvara çarpmıştı bu Lojlric'in "Taştan Duvar" tekniğiydi. Duvar aslında aniden çıkmamıştı sadece Spike bir anlık boşluğa gelmiş ve rakibinin tekniğini fark etmemişti.

Spike yere düşmeden toparlansa da rakibi toparlanmasına izin vermeden bakır plakasıyla temiz bir vuruş yapmıştı. Ancak Lojlric kılıcını adeta hiç kullanmıyordu sadece savunma amaçlı kullanıyordu aslında bu onun sürekli yaptığı bir şeydi rakibi aksini düşünse de o kılıcı savunma plakayı saldırı amaçlı kullanıyordu. Lojlric bekletmeden ikinci vuruşu deneyecekti ki Spike bu acıyı hiçe sayıp rakibinin çenesinin altından girip sert bir yumruk attı. Daha sonra burnunun tam üstüne bir yumruk geçirdi. Rakibi geriye doğru gittiğinde Spike kaburgalarını tuttu çünkü 1 tane temiz 3 saldırı yemişti aynı yere. Kaburgalarından birisi çatlamış birisi kırılmıştı bile. Bu acı onu yavaşlatsa da durduramazdı.

Spike ve Lojlric bir süre daha yakın dövüş yaşadı ancak Lojlric dövüşten sıkılıp havadan mermer blok büyüklüğünde taşlar düşürmeye başlamıştı Spike hepsini atlatıyordu ancak dövüşmesini de engelliyordu. Spike bunlardan sıkılmaya başlamıştı ki daha güçlü bir saldırı geldi. "Matkap Mızrakları" Saldırı matkap şeklinde 36cm uzunluğunda 12cm kalınlığındaydı ve 3 taneydi. Spike çaresiz olması hoşuna gitmiyor ve bu durum onu sinirlendirmişti. Ve biranlık patlamayla harekete geçip 3 mızrağı tek bir hamleyle kestikten sonra öfkeli gözlerini Lojlric'e çevirdi. Rakibi Spike'ın yaptığına şaşırmış ve bir anda yaptığı bu harekete şaşırmıştı. Çünkü bir anlık öfke patlaması da olsa kılıçlarını savuruşu hareket hızı ve gücü olağan üstüydü hatta 3 turnuvadır gördüğü ve izlediği rakipler arasında gördüğü en güçlü fiziksel hamleydi. Bu güçle kılıcı birisinin göğsüne saplasa sapladığı kişinin göğsü darbenin olduğu yerden ikiye ayrılırdı. Bu durum onu biraz korkutmuştu.

Spike rakibine doğru hızla gelirken üzerine hızla gelen taşlardan bir bir rahatça kurtuluyordu. Tam rakibine doğru "Anka Pençesi" atacaktı ki arkasından ve üstünden kocaman bir kaya parçası geldi. Kayalar yere ve bir birlerine vurduktan sonra büyük bir patlamayı andıran bir ses çıkmıştı öyle şiddetli olmuştu ki bu çarpışma sahada tabaka halinde bir toz bulutu oluşmuştu. Lojlric kazanmak için var gücülye saldırmış ve Spike'ı arada ezmeyi planlamıştı. Toz bulutu öyle yoğundu ki ne bir şey görünüyordu nede ortadan kalkacak gibiydi. Maçı kim kazanmıştı, Lojlric son saldırısıyla Spike'ı alt etmeyi başarmış mıydı? Yoksa Spike bir şekilde saldırıdan kurtulmuş muydu?
Resim

Aranızdaki farklar çatışmaya değil, çok kültürlülüğe vesile olsun.
Resim

Resim

Kullanıcı avatarı
Portgas D Ace
Mesajlar: 1557
Kayıt: 11 Ağu 2014 04:28
Cinsiyet: Erkek
Favori Manga: Naruto, One Piece, Slam Dunk, One Punch Man, Boku no Hero Academia, FSJ
Favori Anime: Naruto, Pokémon, One Piece, Tsubasa, Hunter x Hunter, One Punch Man, Katekyo Hitman Reborn, Boku no Hero Academia
Konum: İzmir

Re: Efsaneler Ligi; Sekai no Rishu

Mesaj gönderen Portgas D Ace » 27 Eki 2015 03:13

27. Bölüm Yeni Dostlar Toz bulutu kalkmayınca turnuvanın organizatörleri devreye girip bunu devreden kaldırmak için bir makineyle bu toz bulutunu içine çekmişti. Ortalık ferahladıktan sonra Lojlric yerde göğsü kesik yatıyor, Spike ise güçlükle ayakta duruyordu sağ elinde tuttuğu kılıcı önüne düşmüştü kolu ise kırılmış ve kontrolü dışında uzanıyordu. Sol kolunda tuttuğu kılıcını kınana soktuktan sonra yerden diğer kılıcını alıp onu da kınına soktu ve sağ kolunu tutmaya başladı. Sahada büyük bir şaşkınlık vardı ancak bir kaç saniye sonra şaşkınlık yerini coşkuya bırakmıştı Spike ayakta alkışlanıyordu. Yerine oturmadan coşkulu sevinçlerini bırakıp Kawazaki sağ Nagako sol kolunun altına girip ona destek oluyorlardı.

Spike arkasından kayanın geldiğini fark etmesiyle kendini arkaya atıp kayanın üstüne binip hızını ve gücünü arttırmıştı karşı koymak yerine destek olarak kullanıp "Anka Pençesi"ni bu şekilde kullanmıştı. Ancak rakibine saldırısını yaptığı gibi üstünden gelen kayayı savuşturamamıştı ancak saldırıya geçmesi sayesinde kaya tam üstünden değil sağ koluna denk gelmişti. Eğer bu kaya tamamen koluna gelseydi bir felaket olurdu ancak bir kısmı isabet etmişti. Eğer üstten gelseydi Spike bu saldırıdan canlı olarak kurtulamayabilirdi. Üstüne bindiği arkasından gelen kaya yere sürterek gelip toz kaldırmaya başlamış ve diğer kaya ile temas edince ortalığı toza bulamıştı. Bu anı sadece bir kaç saniyeliğine kayanın gelmediği yani sahanın giriş tarafındaki seyirciler görmüştü. Fakat sadece bir kısmını sadece Spike'ın kayanın üstünde Lojlric'e doğru geldiğini görebilmişlerdi. Sonrası onlar içinde belli değildi çünkü arkadan gelen kayanın en üst kısmıyla yukarıdan gelen kayanın en alt kısmı temas etmişti.

Bu iki kaya ilk temas ettiklerinde aşağıda 2,50 metre boşluk kalıyordu eğer bu boşluk 1 metre daha az olsa Spike kesinlikle ezilirdi ancak kayaların boyutu hayatını kurtarmıştı. Fakat Spike bunu bodoslama yapmamıştı bu durumun olacağını hesaba katmış ve ona göre risk almıştı. Kayaların teması anında çıkan toz bulutunun sebebi Lojlric'in taş tekniğinin özelliğiydi. Bu teknik birbirine temas ettiğinde toprak patlamasına yol açıyor ve toz bulutu çıkıp taşların bir kısmı etrafa yayılıyordu. Seyirciler ve sahanın arasındaki şeffaf blok olmasa bir felaket oluşabilirdi ancak taşların bu bloğa takılması sayesinde felaketin önüne geçilmiş oldu.

Son maçın yapılmasına gerek kalmadan tur atlanmış olması tüm grubu oldukça sevindirmişti. Artık Çeyrek Finalde son 8'in içindeydiler. 8 kişilik dövüşleri de onların artık umrunda değildi 3 gün sonra Çeyrek Finale gideceklerdi.

4 yanı yansıması olmayan camdan yapılı üstü açık bir barda galibiyetlerini kutluyorlardı. Bruce bira, Spike çay, Nagako, Kawazaki, Miwa ve Millane kola Ricky ise portakal suyu içiyor önlerine, envai çeşit deniz ürünleri mezeler ve et yemekleri geliyordu. Bütün bu yemeklerin sonunda havuza, masaj yaptırmaya ve en sonda birlikte banyo yapacaklardı tüm bu hizmetler şehirin turnuvada çeyrek finale kalan gruplara ücretsiz hizmetiydi. Bruce, Nagako ve Kawazaki dışındaki herkes eğlenceyi sonuna kadar çıkartıp dans ediyorlardı. Bruce cebinden çıkarttığı puro sigaralardan bir tanesini çakmak cebinden çıkarttığı zipposuyla yaktı purosu normal sigara kadar ince değildi ancak bir puro kadar da kalın değildi normal bir sigaradan belki bir kaç cm kalın ve uzundu. Yaktığı sigarasını keyifle içine çekip bir anda tüm dumanı üfledi. Diğerleri fark etmese de yanında duran Nagako ve Kawazaki ilk kez sigara içtiğini görünce şaşırmışlardı.

Bruce gülümseyerek, sadece keyiflendiği zamanlarda içtiğini tiryaki veya alışkın olmadığını söyledi. Yüzünden veya hareketlerinden belli değildi ancak o da bu takımın bir parçasıydı ve doğal olarak keyfi yerindeydi. Nagako ve Kawazaki her zamanki zıtlaşmalarını bir kenara bırakmışlardı sınırsız ziyafetin tadını çıkartıyorlardı. Barın sahne kısmında dans eden Ricky, Miwa, Millane ve Spike bir yandan yiyip-içip bir yandan dans etmeye devam ediyorlardı. Nagako, Bruce ve Kawazaki ise giriş kısmının karşısındaki mutfak-bar'ın girişin sağ tarafındaki U şeklindeki kanepenin ortasında Kawazaki, sağında Nagako ve solunda Bruce vardı. Onlarında keyfi gayet yerindeydi. Ancak oturan üçlüyü yerinden kalkıp karşı uçtaki sahneye giden Kawazaki dans grubuna katılarak bozdu onun kalkmasıyla Bruce bacağı açık şekilde yere basan ayaklarını Kawazaki'nin oturduğu yere uzatıp kollarını başının arkasına attı.

Dans eden grupta yeterince eğlenmişti ki dans etmeyi bıraktılar. Spike koltuğun boş kısmına doğru gidip kendini kanepeye bırakırken Bruce ayaklarını geri çekti ve Spike uyuyup kaldı. Miwa, Millane ve Ricky bardaki sandalyelere isimlerinin geçiş sırasına göre yan yana otururken Kawazaki Bruce'un yanına oturdu.

Biraz sonra barın kapısı açıldı ve içeri 7 kişi girdi. En önde duran kişi muhtemelen liderleriydi. İçeriye girdiğinde tek kaşını çatmış etrafa göz gezdirdi. Ve Spike'ı gördükten sonra usulca yanına gitti, arkasında 3 kız 3 erkek arkadaşları vardı ve onlarda bar kısmına yöneldi. Spike'ın yanına giden Spike'ı dürterek uyandırmaya çalışıyordu. Nagako elini kılıcına attı Kawazaki ve Bruce ise hamle yapmaya hazırlanıyordu adamların niyeti sorun çıkartmaktı diye düşündüler. Ancak Spike'ı uyandıran adam Spike uyandıktan sonra elini uzatınca niyetleri konusunda bir tereddüte düştüler.

Spike karşısında yabancı birisini gördüğünde öne şaşırdı ancak çocuğun yüzündeki samimi gülümseme ona güvenmesini sağladı ve elini sıktı. Karşısındaki çocuk Spike gibi 17 yaşlarındaydı. 180 boylarında uzun bir pelerin tarzı yelek giyen bir çocuktu. Saçları ve gözleri koyu kızıldı. Alnı küçükçe çenesi düzdü. Johnny Depp tarzı sakalları vardı. Saçları arkaya taranmış ensesinden sarkıyordu. Yandaki saçları ise salınmış ve yanaklarına kadar uzanıyordu. Spike elini sıktıktan sonra çocuk gülerek isminin Ruffer olduğunu ve Spike'ın dövüş şeklini izleyip çok beğendiğini bunun diğer grup elemanları içinde geçerli olduğunu söyledi. Bundaki en büyük etken Spike'ı lider olarak kendisine ve takımına benzetmesiydi takımının birbirine bağlılığı ve vazgeçmemesi onu çok etkilemişti.

Herkes kendini tanıttığında onlarında turnuvadan oldukları ve onlar gibi çeyrek finale kaldıklarını söyledi. Gruplarının ismi Red Dragon'du. Tam 2 saat yiyip-içip sohbet ettiler ve eğlendiler. Grubun diğer elemanları Theras, Kuller, Lans, Misuto, Leilla, Cherin idi. Cherin bal rengi saçları ve gözleri olan saçları beline kadar salınmış orta boylu liderinin yaşlarında güzelce bir kızdı. Leilla siyah saçlı şehvetli belirgin olmasa da makyajlı orta yaşlı uzunca alnı normal büyüklükte orta yüzlü büyük göğüslü hoş bir kadındı. Misuto klasik japon kızlarına benzeyen turuncuya kaçan kahverengi saçlara sahip iri gözlü yirmili yaşların başında iri göğüslü bir kızdı. Lans sporcu fiziğine sahip 1.85 boylarında 18-19 yaşlarında mavi gözlü koyu sarı rengi dalgalı orta saçlı küçük yüzlü birisiydi lacivert pantolonunun üstüne üstten 3 düğmesini iliklemediği açık sarı çizgili beyaz gömlek giyiyordu. Kulley 14-15 yaşlarında çelimsiz fizikli dikkatli birisiydi saçları yeşil gözleri siyahtı üzerine uzun kollu kırmızı ceketin altına uzun kollu siyah sweat giyiyordu. Altına kalınca siyah bir pantolon giyiyordu. Theras ise aralarında en olgun duran yere kadar uzanan kapüşonlu düz kahverengi bir elbise giyiyordu. Gruptaki diğer elemanların aksine zümrüt mavisi sol tarafında kükreyen kurt sırtında ejder başı olan grup ceketlerinden giymiyordu. Bu simgeler onun üzerindeki elbisede vardı elbisesi klasik büyücü kıyafetini andırsa da o yasaklı tekniği kullanmıyordu. Boyu 2 metrenin üzerindeydi. Diğer grup elemanları açık havada olsalarda girişte üzerlerinde grup yeleklerini askılığa asmışlardı. Aynısını kahramanlarımızda yapmıştı.

Uzun bir sohbetin ardından iki grupta bardan çekilişi izlemek için gelmişlerdi.

-Evet çeyrek final 3. eşleşmesinde Blahst Takımı ile Yallers Takımı eşleşti. Bu durumda son karşılaşmanın ev sahibi konumundaki takımı ise "Kızıl Ejder Ekibi" oldu rakipleri bilindiği "Anka Kuşu Ekibi" olacak. Kuranın son maçlarına yetişmilerdi ve son maçta birbirleriyle karşılaşacak olmanın verdiği şaşkınlık ve tarifi kolay olmayan kötü bir hisse kapılmışlardı herkes şaşkınlıkla bir birine bakıyordu.

Not: Bu arada betimlemeye çalıştığım kadar karakterleri ve kıyafetlerini betimliyorum, giydikleri kıyafetleri biraz daha eski usul olarak hayal edin. Hikaye eski zamanlarda geçmekte.
Resim

Aranızdaki farklar çatışmaya değil, çok kültürlülüğe vesile olsun.
Resim

Resim

Kullanıcı avatarı
Portgas D Ace
Mesajlar: 1557
Kayıt: 11 Ağu 2014 04:28
Cinsiyet: Erkek
Favori Manga: Naruto, One Piece, Slam Dunk, One Punch Man, Boku no Hero Academia, FSJ
Favori Anime: Naruto, Pokémon, One Piece, Tsubasa, Hunter x Hunter, One Punch Man, Katekyo Hitman Reborn, Boku no Hero Academia
Konum: İzmir

Re: Efsaneler Ligi; Sekai no Rishu

Mesaj gönderen Portgas D Ace » 14 Kas 2015 16:31

28. Bölüm Dost Rakiplerin Dövüşü Birbirleriyle eşleşmelerinin sonucunda herkes birbirine şaşkınlık içerisinde bakıyordu. Ancak eşleşme olmuş ve dövüş yapılacaktı. Bunun ciddiyetinde ancak dostluklarının devamıyla sürmesini umud ediyordu herkes. Bekleme lobisinde sonuçlar yapıldığında grup grup ayrı değillerdi Spike, Kawazaki ve Ruffer yan yanaydı. Ancak etraftaki hafif gerilimli ortam Spike'ın Ruffer'ın sırtına bir kaç defa vurup gülerek beşlik çakmalarıyla kayboldu. Herkes bu maçın tam bir ciddiyetle ve maç içinde ellerinden geleni yapmaya söz vermişlerdi.

Ruffer salonun tam ortasındaydı Spike solunda kalıyordu. Tekrar ekrana baktıktan sonra iç geçirdi, tam bu maçın sonunda kaybedenin olmayacağını tek üzüntüsünün karşılaşmalarının finalde olmaması olduğunu söyleyecekti ki, Spike bunu artık finalin sadece isimden ibaret olacağını onlar için finalin bu maçta olacağını söyledi. Ulic (Yurik) Ricky (Riki) ile, Kuller (Kurı-Kura) Miwa ile, Misuto Nagako ile, Leilla (Reira) Millane (Mirane) ile, Cherin (Şerin) Kawazaki ile Lans (Lens) Bruce (Burus) Ruffer (Rufır) Spike (Sıpayku-Sıpayk) ile el sıkışınca herkes çember şeklinde solundakiyle el sıkışmış oldu. Herkesin kafasındaki tek şey sözlerinde durmaktı. Ancak tam ayrıldıkları sırada grubunun en arkasında giden Ruffer'ın arkasından koşturdu ve bacaklarını vücuduna kenetleyerek, omuzlarının üstünden de kollarını atarak sırtına sıçradı. Ruffer'ın omzunun solundan kafasını uzatınca yüz yüze geldiler.

"Çok çabuk ayrıldık! Şehrin yukarı tarafında çok güzel bir tatlı dükkanı varmış. Çikolataları, tatlıları, şekerli şeyleri çok güzelmiş. Hadi hep birlikte gidelim bütün stoklarını bitirelim!" Dedi tatlıları öyle bir anlatıyordu ki yemeklerini yakın zamanda yemiş olan herkeste bile o tatlıları yeme isteği doğmuştu. Maç yapacakları kişilerle değilde dostlarıyla yiyeceklerdi bu tatlıları.

Uzun sayılmayacak bir yürüyüşün ardından çikolata dükkanının önüne gelmişlerdi. Dükkandan içeri girmeden herkesin aldığı bir çikolata kokusu vardı. Ancak içeri girdiklerinde durum çok daha ileri düzeydi. Etraftaki çikolata kokusu sanki görünür gibiydi. Mekan çok büyük değildi tezgah hemen sol tarafta uzuncaydı. Tezgah camdan ve 3 katlıydı son katında tatlılar, orta ve üst kısmındaysa çikolatalar vardı. Tam 6 küçük masa ve 2 de büyük masa bulunuyordu ilk başta 3 küçük masa sıralı şekilde, orta kısımda uzun masalar arka arkayaydı ve en arkadaki küçük masalar ilk sıradakiler gibi sıralıydı. Burası aslında ünlü bir mekandı ve şuanda masaların tamamı da doluydu. Tezgahta duran, orta yaşlı siyah saçlı kadın her zamanki gibi tebessümle karşılamıştı misafirleri gözlerinin kenarlarında ve çenesinin etrafında, gülümsemeden mi yoksa deforme olmaktan mı kırışıklıklar göze çarpıyordu.

Kadın hiç yerlerinin olmadığını söylediği anda arkada kalan uzun masadaki 6 kişi kalkıp hesabı ödediler. Bu çok şanslı bir durumdu masa 12 kişilik olsa da önemli değildi artık. Tezgahta göze çarpan çeşit çeşit çikolata vardı. Çikolata kaplı bademler, fıstıklar, çerezler, elmalar, meyveler, ekmekler, gevrekler(simit) ve dünyanın dört bir yanında nadir yetişen kahvelere kaplı çikolatalar vardı çeşitleri saymak oldukça zordu. Çikolatadan şekiller, içecekler ve daha sürüyle çeşit vardı. Hemen her çeşitten ikişer tane söylediler. Tatlılardan ise çikolatalılar favorileri olsa da sütlü ve hamur tatlıları da güzeldi. Dünyanın ne kadar meşhur ve ünlü tatlısı varsa tezgahtaydı hatta bu tatlıları, tatlıların anavatanında yiyenler bile buradaki mekanda daha güzel olduğunu söylerdi. Bunlardan da gelişi güzel istediler. İçecekler, tatlı ve çikolataları kendileri alıp masalarına oturdular. Herkesin onlara bakmasına sebep olacak kadar dolmuştu masa. Hatta bu tatlılar özellikle Spike, Ruffer ikilisinin iştahını iyice açacak ve diğer masalara da göz dikip alanlarını genişleteceklerdi.

Yemeye geçtiklerinde eşsiz lezzetin tadına varıyorlardı, anlatılanlarda büyük eksiklikler vardı. Bu tatlılar o kadar güzeldi ki anlatılanların lezzeti karşılamasının imkanı yoktu. Daha ilk ısırışta çıkan çıtırtı, koku ve lokmaların ağıza girdiği anda eriyişi mükemmelinde ötesindeydi bu tatlılar. Çikolata kaplı lokmalar, lokumlar bir gidip bir daha gelmiyordu. Daha eski çağda yaşıyorlardı gelecekten arabaları, elektriği, telefonları kaçırıyorlardı ancak daha sonra yaşayacak olanlar bu mekandan mahrum kalacağı için asıl şanssız olanlardı.

Masa boşalmaya başladıkça kadın masaya doğru gelip ellerini arkasına atıp hafifçe eğilerek, bir yandan gülümserken diğer isteklerini soruyordu. Mutfak en aktif vaktini yaşıyordu hemde mekanda sadece 14 kişi varken. Mekanın kapasitesi 48'di ayakta kalanlar, ayak üstü atıştıranlar ve tezgahın önünde duranlarla birlikte kişi sayısı 60'ı bulduğunda bile bu kadar aktif olmamıştı mekan. Spike, Kawazaki, Nagako, Lans ve Ruffer dışında herkes çoktan mayışmış ve daha fazla yiyemeyecek duruma gelmişlerdi. Nagako, Kawazaki ve Lans'te oluşan yavaşlamanın zerresi yoktu liderlerde. Yiyen ikisi kaldığında daha hırslanmışlardı sanki. Adeta bir yarış içerisinde bir birlerinin gözlerinin içine bakarak büyük bir iştahla tatılılara yumuluyorlardı. Tam 1,5 saat boyunca yarıştıktan sonra, Ruffer daha fazla yiyemeyeceğini söyledi. Ancak Spike hala aç aç etrafa bakıyordu. Biraz daha devam ettikten sonra mekanı mutlulukla terk ettiler. Bilmedikleri bir şey vardı, Spike 10-15 kilo kadar çikolata ve tatlıyı gece yemek için almıştı.

Spike Ruffer'a gülümseyerek baktı bu dövüş ikisi arasında değil takımları arasında bir dövüş olacaktı. Bruce istifini bozmamıştı gerçekten de kimle dövüşecekleri önemli değildi kesinlikle kazanılması gereken maçlardan biriydi sadece. Farklı olarak karşılaşacağı kişiyi az çok tanımıştı ve iyi birisi olduğunu biliyordu. Ama o kadardı kendini ne frenleyecekti, ne de duygularını işe karıştıracaktı. Kimsenin kafasında bir soru işareti yoktu bu dövüşün diğerlerinden farklı olmaması gerekiyordu.

Dövüş vakti geldiğinde aralarında bir konuşma geçiyordu.
Nagako: "Ağabey! Sende bir gariplik var, umarım tereddüt değildir bu!" Dedi sorusunu süpheli ve sakince sordu. Spike'da gerçekten bir gariplik vardı. Normalde dövüş zamanın heyecanlı ve neşeli olurdu bu sefer, düşünceli ve tedirgindi. Bir şey yok diye geçiştirdi, bunun da her zamanki gibi bir dövüş olacağını söyledi.

-Flashback-
Gruplar ayrıldığı sırada Ruffer en arkadan giden Spike'ı durdurur ve ikisi arasında bir konuşma olacaktı diğerleri yürümekteydi.
Ruffer: "Hey, Spike! Sana bir şey söylemem gerek." Dedi yüzünde net bir ifade yoktu, Spike dinliyorum gibisinden bir bakış attı. Ruffer konuşmasına devam etti.
Ruffer: "Sizinle dövüşmemizin erken olması dışında bir tedirginliğim daha var." Dediği sırada Spike'da aynı şeyi düşündüğü için şaşırmıştı, muhtemelen aynı şeyi düşünyorlardı. Ruffer'da bunu fark etti ve gülerek aynı şey muhtemelen dedi.
Ruffer: "Son dövüş muhtemelen ikimiz arasında olacak bu turlarda liderler mutlaka karşılaşır ve büyük ihtimalle de sona kalırlar. Ve o dövüş büyük ihtimalle..."
...
Ruffer: "O gün geldiğinde. Üzgünüm ama bunu yapmalıyız." Dedi buruktu biraz.
Spike: "Bende üzgünüm keşke olmasaydı. Ama yapacak tek şey bu, diğerlerinin haberi olmasın." Dedi o da biraz düşünceliydi.

Spikerin anonsu duyulur. -Eşleşmeler belirlendi sevgili izleyiciler.-

Ricky ve Leilla
Kuller vs Kawazaki
Ulic vs Nagako
Miwa vs Misuto
Bruce vs Lans
Cherin vs Millane
Spike vs Ruffer


İlk dövüşecekler ise Miwa ve Misuto.
Resim

Aranızdaki farklar çatışmaya değil, çok kültürlülüğe vesile olsun.
Resim

Resim

Kullanıcı avatarı
Portgas D Ace
Mesajlar: 1557
Kayıt: 11 Ağu 2014 04:28
Cinsiyet: Erkek
Favori Manga: Naruto, One Piece, Slam Dunk, One Punch Man, Boku no Hero Academia, FSJ
Favori Anime: Naruto, Pokémon, One Piece, Tsubasa, Hunter x Hunter, One Punch Man, Katekyo Hitman Reborn, Boku no Hero Academia
Konum: İzmir

Re: Efsaneler Ligi; Sekai no Rishu

Mesaj gönderen Portgas D Ace » 14 Kas 2015 16:35

29. Bölüm İlk Dövüşler! Sahanın ortasında Misuto uzun sopasını iki eliyle paralel şekilde tutuyordu. Önünde ise yerde yatan Miwa vardı. Sert geçen karşılaşmanın etkisiyle kaşında yara ve normalde diz kapağının bir iki parmak aşağısında olan siyah çorapları yıpranmış eteği kirliceydi. Üstüne giydiği mavi bluzunda yer yer toprak izleri vardı. Beyaz ince dantelli şalı bir kaç metre arkasında yerdeydi. Bel hizasına bağladığı kırmızı kurdelesi ise şalının hemen üstündeydi dövüşürken bilinçli çıkarılmış gibiydiler. Miwa'nın ise paltosunun yarısı kadarı yırtıktı, yüzünde ise bir kaç kızarıklık vardı ve ağzının kenarından kan akıyordu.

Toparlanıp ayağa kalkmak istiyordu ancak yıpranmışlığı ve acıları bunu engelliyordu. Yerde yatan rakibine karşı avantajı olsa da Misuto, Miwa'yı rakibi ve arkadaşı olarak gördüğü için elinden geleni yapsa da böyle bir galibiyet veya avantaj istemiyordu. Miwa da dövüş sırasında bir kaç sefer benzer avantaja sahip olsa da değerlendirmemeyi seçmişti. Anlaşılan bu dövüşler pes etme veya baygın düşme üzerine olacaktı.

Ancak Miwa kolay pes etmeye niyetli değildi ve azmini göstererek ayağa kalktı, turun son maçı seyircileri daha ilk dövüşten coşturmuştu. Miwa Misuto'ya gülerek.
Miwa: "Avantajını değerlendirmedin, neden?" Dedi sağ yanağıyla gülerek. Misuto sopasını çevirip tek eline alarak.
Misuto: "Aynısını sen de yaptın. Anlaşılan ikimiz de böyle bir galibiyet istemiyoruz." Dedi hafif bir gülümsemeyle. Güzelliğinden çok şirinliğini ön plana çıkartıyordu gülümsemesi. Misuto sopasını sıkıca kavrayarak, Miwa'ya doğru yöneldi Miwa'da ona doğru hamlesini yapmak istedi ama ağır hasar alan taraftı ve sırtındaki darbeler etkisini gösterip, yavaşlamasına sebep oldu. Bu yavaşlamayı Misuto fark etmemişti ve dönerek sopanın ucuyla ağzının üstüne vurdu.

Miwa tekrar yere yığılmıştı ancak bu sefer erkenden ayağa kalkıp Misuto'ya doğru hızla koşup, ellerini kullanarak takla atıp, bir tekme geçirdi. Tekmenin etkisiyle bir kaç metre geri sürüklenen Misuto'nun elinden sopası fırladı. Miwa sürüklenen Misuto'ya doğru tekrar gelip göğsünün ortasına vucunun içiyle vurdu. Ne olduğunu anlayamayan Misuto'nun tüm vücudunu ani bir irkilme kaplamıştı, sanki küçük dozda bir elektrik çarpması gibiydi. Vücudundaki titreşimin kaynağı Miwa'nın "Sersemleştirme Mührü" idi bu mührün etkisi rakibini sersemleştirip, vücudunu uyuşturmasıydı. Ayağa tekrar kalkıp ayaklarının üstünde durmaya çalışan Misuto sanki bir süredir ters bir pozisyonda oturuyor gibiydi ayakları ve tüm vücudu uyuşmuştu. Yerde yatmadığı için rahattı dövüşürken Miwa. Misuto'nun sağındayken Miwa sağ ayağının dışıyla kafasına doğru 90 derece dönerek bir dış tekme geçirdi. Misutonun kafasının sağında bir yara oluşmuş ve hızla kan akmaya başlamıştı. İkilinin atladığı bir şey vardı, dövülere süre sınırı getirilmişti. Süre bitene kadar sonlanmayan dövüşlerde puanlama sistemi bu turda devreye girmişti. Ve bu süre dolmuş puanlama sistemi devreye girecekti.

Beş dakikalık bir süre isteyen hakemler değerlendirmeye başlamıştı bile. -Kızıl Ejder Takımının klübesinde.-
Ulic: "Dövüşünüz dalgalanmalarla oldu. Başta eşitti, uzun süre böyle gittiktenüstünlüğü yakaladın ama son dakikalara doğru Miwa senden daha üstündü, kestirmesi zor bir karar." Dedi yüzü kapüşonunun içinde saklı elleri bağlıyken.
Lans: "Gerçekten mi? Bu hiç belli değildi be! Demek böyle oldu." Diye alaycı bir ifadeyle karşılık verdi. Genel kanı gözle görüldüğü gibi eşit bir dövüştü.

-Anka Kuşu klübesinde.- Heyecanlı bir hava vardı.
Kawazaki: "Bariz bir şekilde eşitti ne karar çıkar acaba?" Dedi iki eli birleşik ve göğsünün hizasındaydı.
Nagako: "Bunu herkes biliyor, seni margarin beyinli." Dedi aşağılayıcı bir sesle, Kawazaki de ellerini çözüp ona doğru öfkeyle bakıyordu. Gerginliği Millane bozdu.
Millane: "Dövüş eşit gibi gözükebilir, ancak Miwa'nın son anda attığı tam 3 temiz vuruşu var. Birisinin mühür tekniği olduğunu da varsayarsak bu ona epey avantaj kazandırdı." Dediğinde Miwa biraz rahatlasa da Millane'nin sözleri bitmemişti.

Millane: "Ancak, Misuto dövüşün orta bölümünü üstünlükle geçirdi ve çokça vuruş yaptı, benim saydığım 4 temiz vuruşu 2 tane de dolaylı olarak vuruşu var. Hemde Miwa'dan daha uzun süre üstün oynadı." Dediğinde ise Miwa bunalım bir hal takındı kafasını eğip dudaklarını büzüştürdü, ancak Millane'nin sözleri hala bitmemişti.
Millane: "Fakat uzun süre üstün oynamak ekstra bir puan kazandırmıyor. Temiz vuruşlar, element teknikleri ve temel kavramlardan birisinin tekniği olması gerekir yani mühür, kılıç, dövüş veya keskin nişan teknikleri, ritim modu, rishu modu veya yaratık kombinasyon saldırıları ve azim puanlama sistemine dahil. (Temiz vuruş 1-2 Puan, Mühür Teknikleri 3-5 Puan, Kılıç Teknikleri 2-4 puan, element teknikleri 2-7 puan, Dövüş Teknikleri 2-4 puan, Keskin Nişancı Teknikleri 2-4 puan, Ritim Modu Teknikleri 5-15 puan, Rishu Modu 5-15 puan, Yaratık Kombinasyon saldırıları 3-17 puan. Azim 1 puan) Miwa 2 temiz vuruşuyla 2 puan alır, 2 puan almasını gerektiren bir temiz vuruş yoktu mühür tekniği sıradandı yani 3 puan da oradan alır toplamda ortalama 5 puan alır. 2 kez zor durumda ayağa kalktı 3 puan da oradan eklersek 7 puanı var. Misuto 4 temiz puanı ile 4 puan alabilir, sopa kullandığına göre dövüş ustası olarak değerlendirilecek, ne sopayla nede fiziksel olarak bir dövüş tekniği göstermedi ekstra puan alamaz zor durumyaken ise ayağa 1 kere kalktı toplam 5 puan alır. 2 dolaylı vuruştan 1 puan alsa 1 puan farkla Miwa kazanacak." Dedi kendinden gayet emin bir şekilde.

Hakemler sonunda kararı verdi. -Hakem komitemizin kararı belli oldu. Kızıl Ejder Takımından Misuto 5 puanı 4 temiz vuruş, 2 dolaylı vuruş ve 1 azim puanıyla aldı, Anka Kuşu Takımından Miwa 7 puanı 2 Temiz vuruş, 1 Mühür Tekniği ve 2 azim puanıyla aldı. İlk dövüşü kazanan taraf, Miwa ve Anka Kuşu ekibi." Diye anons yaptılar. Ricky ve Leilla arasında ise ikinci dövüş yapılacak.

Ricky Leilla'dan sonra sahaya girip doğrudan yayını çıkardı. Uzaktan dövüşmeye niyetli olduğu belliydi açık yaka kırmızı ve koyu pembe desenli bluzundan göğüslerinin yarısına yakını belirgin, yere kadar uzanan uzun koyu pembe üstüne kırmızı desenli eteğinin çoğu kısmını kırmızı desenler kaplamaktaydı dar veya bol bir etek değildi ancak, baştan sona bir yırtmacı vardı. Kırmızı topuklu ayakkabı ve mızrağı ile dikilmişti uzun menzilli bir dövüş yapacaklardı.

Leilla sert mizacını koruyarak dövüşün başında bir mühür bozdurarak Jaguar çağırdı ve dövüşe böyle başladı. Ricky Jaguar'dan sürekli kaçmasına rağmen isabetli atışlarla Leilla'ya isabet ediyordu ancak mızrağı ile bu saldırıları kolayca savuşturan Leilla henüz saldırı şansı bulamamıştı. Jaguarın hızlanıp daha seri saldırılar yapmasıyla bu fırsatı yakalayan Leilla ilk fırsatını değerlendirip, mızrağını Ricky'nin kör noktası olacak yere koştuğu sırada fırlattı.

Mızrağın giriş hızı ve Ricky'nin saldırmak için fırsat kollaması ve yayı gerip oku fırlatması dezavantaj olmuş ve kör nokta oluşturmuştu. Leilla tam bu kör noktayı hesaplayıp fırlatmıştı mızrağını. Amacı öldürmek veya ciddi bir yaralanmaya sebebiyet vermek değildi. Mızrak tam olarak Ricky'nin sağ omzunun 1-2 cm içerisinden sıyırmış ve çok derin bir çizik atmıştı. Jaguar'ın sert pençesininde de sağ omzuna gelmesiyle saldırıları yavaşlayacaktı. Kan da kaybeden Ricky buna rağmen gözündeki mücadele parıltısını bırakmamıştı.

Üstündeki tişörtü çıkartıp ikiye bölerek yaralara bağladı. Acıdan sol gözü kapanmış durumda olsa da oku ile dövüşmeye devam ediyordu. Leilla hiç bir şekilde ciddiyetini bozmuyordu dövüşe 3 mızrakla girmişti ve diğer ikisini de kullanmaya devam edecekti. Ricky yayını yerine koyarak, sırtından bir ok çıkarttı ve seri bir şekilde Jaguara saplayıp dövüş dışı bıraktıktan sonra geriye doğru zıplayarak elini tekrar yayını ve okuna götürüp havadayken ikili ok fırlattı, ilk oktan iterek ikinci oktan ise keserek kurtulduktan sonra mızrağı tekrar Ricky'e fırlattı ancak bu kez o kadar hızlı fırlatmıştı ki Ricky yere indiği anda sol ayağına mızrağı sapladı. Ricky mızrağın baldırına giren bir kaç cm'sinden canı çok yanmıştı ancak arkadaşlarını yüz üstü bırakmamak için mızrağı çıkartıp topallayarak dövüşe devam etmeye karar verdi.

Uzak dövüşte Leilla biraz daha üstündü, tek bir fırlatma hakkı kalsa da bu onun dezavantajı da olabilirdi. Bu yüzden yakın dövüşe girmeyi düşündü ancak mızraklı birisine karşı yakın dövüşte sakat olmasıyla birlikte iyice dezavantajda olacaktı. Ricky elini tekrar yayına ve okuna götürerek, bu kez eline 2 ok alarak herkesi yanıltmak için, okları alt alta koydu. Leilla bunu çok net bir şekilde görmüştü ve iki okun geleceğini biliyordu. Ok yaydan çıktıktan sonra Leilla ilk oku eğilerek ikincisini de sektirerek savuşturmuştu ancak ikinci okun hemen altından bir ok daha çıkmıştı, Ricky iki değil üç ok çekmişti üçüncüsünü el çabukluğu ile örtbas etmişti, ikinci oku özellikle yanıltmak için çekmişti. Üçüncü ok Leilla'nın köprücük kemiğinin hemen altındaki ufak boşluğa girmişti.

Leilla bu oku çıkarttığı anda bu kez bacağında bir acı hisseti, Ricky bir ok daha fırlatmıştı Leilla'nın üçüncü ok ile şaşkınlığı ve okun acısı ve onu çıkartmakla uğraşırken bir boşluğu değerlendirerek yapmıştı.

Leilla da yaralı durumdaydı, Ricky de. Birbirlerine baktıkları bir sürede Ricky'nin saf dışı bıraktığını sandığı Jaguar arkasından tekrar saldırmaya niyetli olarak üstüne atladı. Ricky bundan kurtulsa da bu kez Leilla'ya arkasını döndüğünü fark etti, hızla arkasına döndüğünde Leilla'yı göremedi. Panikleyip bir kaç kez etrafına baksa da Leilla hiç bir yerde yoktu. Topuklu ayakkabılarla bu kadar çabuk hareket etmesi onu şaşırtmıştı, Ricky Leilla'dan etkilenmişti aslında Leilla erkekler arasında popüler bir kadındı afrodizyak etkisiyle erkeklerin çoğunu etkisi altına alırdı. Misuto şirinliği temsil etse, Leilla'da mutlaka şehvetin temsilcisi olurdu. Bu kadar çabuk hareket etmesi şaşırtıcıydı. Ve olabildiğince Ricky'i tedirgin etmişti Jaguar'dan kesin olarak kurtulmuş olsa da her an bir yerden mızrak çıkabilirdi.

Uzun bir bekleyişin ardından aklına çoklu ok fırlatmak geldi, az önce yaptığı gibi alt alta 3 tane oku bu kez iki parmağına olarak yani 3x2 6 tane okla havaya sahaya yayılacak şekilde yapacaktı, hızlıca bir hesaplamadan sonra görebildiği tüm kör noktalara ok fırlattı. Ancak ortada ne bir hareket ne de bir ses vardı. Uzunca bir bekleyişin ardından etrafı yavaşça ve genişçe buhar kaplamaya başladı, az sonra göz gözü görmeyecek derecede buhar olmuştu her yer.

-Anka Kuşu Ekibi'nin Klübesi-
Millane: "Pek iyi gözükmüyor. Durduk yere buhar çıkması tuhaf." Dedi endişeli bir şekilde. Elleri bağlı şekilde oturan Bruce başını hafif soluna çevirerek Millane'ye baktı, onunda içine bir kurt düşürmüştü bu sözler. Kawazaki ve Nagako onların aksine rahattı ve bunun korkulacak bir şey olmadığını ikisininde içeride göremeyeceğini söylediler.
Spike: "Hayır, sanmam. Leilla uzun zamandır saklanıp bekliyor, bu buhar tesadüf olamaz." Dedi kendinden gayet emindi. Spike iç güdülerininden çok düşünerek varmıştı bu sonuca.

-Kızıl Ejder Ekibi'nin Klübesi-
Ruffer: "Leilla Buhar Tekniğini öğrenmiş anlaşılan." Dedi gülümseyerek.
Lans: "Zaten biliyordu, kullanmayı öğrenmiş. Ama kullanışında hala yavaş kalıyor." Dedi.

Yoğun buhar aniden tek bir noktada kaldı. Buradaki buhar dövüşün yanıtı olacaktı zira, Leilla ve Ricky bu buharın dışında değildi. Kalan son buharda ortadan bir anda kalktı. Leilla ölümcül olmayan yerinden derin olmayan bir yarayla Ricky'i baygın hale getirip alt etmişti. Ve dövüşü kazanmıştı.

-Dövüş sonrası Kızıl Ejder Ekibi Klübesi-
Leilla: "Evet haklısın, hala kullanmayı tam beceremiyorum, bu yüzden saklandım ve uzun da sürdü, açık alanda avantaj sağlayacak bir teknik ancak bunu saklanmadan yapamıyorum. Kaldırmak önemli değil de üretmek için çok daha hızlı olmak gerek." Dedi nefes nefese ve acı içerisinde.

Leilla'nın endişelenecek bir şeyi yoktu 1,5 senedir yolculuktaydılar ve Leilla bu tekniği henüz keşfetmişti. Bir elementi kullanmak da, kontrol etmek de, ortaya çıkartmak da epey zordu.
Resim

Aranızdaki farklar çatışmaya değil, çok kültürlülüğe vesile olsun.
Resim

Resim

Cevapla

“Fan Fiction” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir